öğretmenhanımkız

öğretmenhanımkız
Sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların asude inzivasına iltica ettim. Cemil MeriçCemil Meriç Seda &Alp
Puan vermedi·109 syf.·
2026 34. kitabı
Kitapta küçük bir çocuğun yaşadığı ihmal ve şiddet, farklı kişilerin gözünden anlatılıyor. Kimse tam olarak gerçeği söylemiyor, herkes biraz susuyor, biraz görmezden geliyor. Okurken en çok rahatsız eden şey de bu zaten: Ortada apaçık bir acı var ama kimse onu gerçekten sahiplenmiyor. Kitabın en çarpıcı tarafı, çocuğun yaşadığı acının yavaş yavaş “normalleşmesi”. Başta küçük sinyaller gibi görünen durumlar, zamanla görmezden gelinen bir gerçeğe dönüşüyor. Ve o çocuk, “sakar” etiketiyle tanımlanarak adeta kendi acısının sorumlusuymuş gibi gösteriliyor. “Sakar” diye etiketlenen bu çocuğun aslında sadece anlaşılmaya, görülmeye ihtiyacı olduğunu çok net hissediyorsun. Ama o ihtiyaç karşılanmıyor. İşte en çok burası can yakıyor. Kitabı bitirdiğinde insanın içinde garip bir boşluk oluyor. Biraz suçluluk, biraz çaresizlik… “Bir şey yapılabilir miydi?” sorusu dönüp duruyor kafada.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
Reklam
9/10
·208 syf.·
2026 33. kitabı
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabı, ölüm temasını alışılmış karanlık ve ağır anlatımın dışına çıkararak daha insani, daha sade ama bir o kadar da derin bir yerden ele alıyor. Kitapta bir oğulun, babasının ölümüne tanıklık ederken yaşadığı duygular, anılar ve iç hesaplaşmalar anlatılıyor. Bu süreçte bahçıvanlık metaforu öne çıkıyor: hayatı büyütmek, bakım vermek ve sonunda kaçınılmaz olarak vedalaşmak. Bu kitap öyle “okudum bitti” diyebileceğin bir kitap değil. Daha çok sessizce içine işleyen, bazı cümlelerinde durup düşündüren bir his bırakıyor. Gospodinov, babasının ölüm sürecini anlatırken aslında hepimizin bir gün yaşayacağı o vedaya dokunuyor. Ama bunu ağır, boğucu bir dille değil; şaşırtıcı şekilde sade ve sakin bir yerden yapıyor. Okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: Ölüm burada sadece kayıp değil. Daha çok hatırlamak, küçük anlara tutunmak, bazen de hiçbir şey yapamadan beklemek… Bahçıvan metaforu da tam burada devreye giriyor. Birini sevmek biraz da onunla ilgilenmek, büyütmek, yanında olmak ama sonunda onu tutamamak gibi. Bazı yerlerde kendi anılarını hatırlatıyor insana. Özellikle aileyle ilgili kısımlar çok tanıdık geliyor. Abartı yok, yapay duygu yok. O yüzden daha gerçek. Sanki biri karşına geçmiş de sana içinden geçenleri anlatıyormuş gibi. Kısacası bu kitap yüksek sesli bir hikâye anlatmıyor; fısıldıyor. Ama o fısıltı uzun süre aklında kalıyor. Eğer biraz durup düşünmek, hissetmek istersen, doğru kitap.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,2bin okunma
Puan vermedi·256 syf.·
2026 13. kitabı
Gary Chapman ve Ross Campbell’in Çocuklar İçin 5 Sevgi Dili adlı kitabı, her çocuğun sevgiyi algılama ve hissetme biçiminin farklı olduğunu vurgulayan bir ebeveynlik rehberidir. Kitapta çocukların sevgiyi beş temel yolla algıladığı belirtilir: "Onay sözleri, nitelikli zaman, hediye alma, hizmet davranışları ve fiziksel temas." Ebeveynler sevgiyi kendi bildikleri şekilde değil, çocuğun anladığı dilde gösterdiğinde çocuk kendini daha güvende ve değerli hisseder. Yazarlar, birçok davranış probleminin sevgi eksikliğinden değil, sevginin yanlış ifade edilmesinden kaynaklandığını savunur. Sevgi ile disiplinin bir arada yürütülmesi gerektiği vurgulanır ve çocuğun duygusal ihtiyaçlarının doğru şekilde karşılanmasının özgüven, sağlıklı kişilik gelişimi ve güçlü ebeveyn-çocuk ilişkileri için temel olduğu ifade edilir.
Çocuklar için Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 20221,580 okunma
7/10
·232 syf.·
2026 3. kitabı
Yazarın ilk okuduğum eseri olan "Beni Ödülle Cezalandırma" adlı kitap çocuk eğitiminde yaygın olarak kullanılan ödül ve ceza sisteminin aslında çocuklara nasıl zarar verdiğini bilimsel araştırmalar ve gerçek yaşam örnekleriyle açıklayan bir eserdir. Dr. Özgür Bolat, çocukların davranışlarını kontrol etmek için kullanılan ödül, ceza, not, yıldız, hediye gibi yöntemlerin kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede iç motivasyonu yok ettiğini savunur. Bir diğer kitap olan "Beni Övgüyle Utandırma", çocuklara yönelik aşırı ve yanlış övgünün sanıldığı gibi motive edici olmadığını; aksine çocukların iç motivasyonunu zayıflattığını ele alan bir kitaptır. Dr. Özgür Bolat, “sen çok zekisin”, “harikasın”, “mükemmelsin” gibi kişiliğe yönelik övgülerin çocuklarda başarısızlık korkusu, onay bağımlılığı ve kaygı oluşturduğunu bilimsel araştırmalarla açıklar. Kitapta, övgüyle büyüyen çocukların hata yapmaktan kaçınan, risk almayan ve başkalarının takdirine ihtiyaç duyan bireylere dönüşebileceği vurgulanır. Yazar, ebeveynlerin ve öğretmenlerin iyi niyetle yaptığı birçok davranışın çocukta uzun vadede özgüven yerine kırılgan benlik geliştirdiğini savunur. Dr. Özgür Bolat bu kitapta, çocuk eğitiminde doğru bilinen yanlışları ele alarak, özgüveni dış övgüye bağlı olmayan bireyler yetiştirmenin yollarını göstermektedir. Beni Övgüyle UtandırmaBeni Övgüyle Utandırma
Beni Övgüyle UtandırmaÖzgür Bolat · Doğan Kitap · 2024255 okunma
Puan vermedi·224 syf.·
2026 6. kitabı
Agatha Christie’nin On Kişiydiler adlı romanında, geçmişlerinde ciddi suçlar işlemiş fakat yasal olarak cezalandırılmamış on kişi, gizemli bir davet üzerine deniz ortasında bulunan Zenci Adası’na gelir. Adaya ulaştıklarında kendilerini davet eden ev sahiplerinin ortada olmadığını fark ederler. Kısa süre sonra gramofondan gelen bir ses kaydı, adadaki herkesin geçmişte işlediği suçları tek tek açıklayarak onları suçlarıyla yüzleştirir. Adada bulunan her odada “On Kişiydiler” adlı bir çocuk tekerlemesi yer almakta ve masanın üzerinde on adet biblo bulunmaktadır. Roman ilerledikçe bu tekerlemedeki dizelere uygun biçimde adadaki kişiler birer birer öldürülür ve her ölümden sonra masadaki biblo sayısı azalır. Ada ile dış dünya arasındaki tüm bağlantıların kopması, karakterlerin korku, panik ve güvensizlik duygularını artırır. Herkes, katilin adada bulunanlardan biri olduğunu bilmesine rağmen kime güveneceğini bilemez. Ölümler arttıkça karakterlerin psikolojik yapıları çözülmeye başlar. Başlangıçta suçlarını inkâr eden ya da hafife alan kişiler, ölümle yüz yüze geldikçe vicdan azabı, korku ve paranoya yaşamaya başlar. Roman boyunca adalet, suç, vicdan ve cezalandırma kavramları sorgulanır. Katilin amacı, hukukun cezalandıramadığı suçları kendi kurallarına göre cezalandırmak ve “kusursuz bir adalet” sağlamaktır. Agatha Christie, beklenmedik finaliyle okuyucuyu şaşırtırken, insanın suç karşısındaki sorumluluğunu ve vicdanın kaçınılmazlığını güçlü bir şekilde vurgular.
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,5bin okunma
Reklam