Kitabın en başlarında ve sonunda gözlerinizin yaşaracağına içinizden birşeyler kopacağına eminim. "İnsan dedesinden ve ninesinden, ne öksüz, ne yetim, ne de dul kalır. Onları uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız" sözleri ile gerçekle yüzleştirdi , duygulandım ve birgün bizim de bir babaanne, büyükbaba olacağımızı unutturmadı elbette.
Babaanne, büyükbaba gibi fırsatlarım hiç olmadığı için kişide etkisi ne olur bilemiyorum ancak kitabı okuyunca keşke bir babaannem olsaydı dedim. Ve keşke beni de böyle sevseydi... Olga'nın günlüğünde yazan her satır zaman zaman kendisiyle ilgili de olsa,itiraflar, sırlarda bulunsa, sanki Pietra'ya olan karşılıksız sevgisini anlatan bir aşk mektubu gibiydi. Ve devamı tadında olan kitap 'Yüreğimin Sesini Dinle'yi hemen okuyacağım. Burada da torunu olan Pietra'nın hayatı kaleme alınmış.
Okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum.
Bir kişinin bugün yakınınızda öldürüleceğini biliyorsunuz, bunu niçin ifşa etmezsiniz?
Santiago'nun öldürüleceği, bütün bir kasaba tarafından biliniyordu ama kimse onu uyarmadı. Ancak kimse de bunu kasten yapmadı. Kitabın asıl meselesi de bu zaten... "Kral çıplak" hikayesini bana anımsatan roman da Santiago'nun kral kadar şanslı olmadığı ortada tabii!
Gabriel García'nın 1981 yılında yazmış olduğu kitapta anlatılanlar,ne yazık ki bugün Türkiye'nin Doğusunda halâ var. Bizde biliyor ama hiçbirşey yapamıyoruz. Bu ülkede çoook Kırmızı Pazartesiler yaşanıyor. Konumuza dönelim:))
Bir solukta okudum, bitirseniz de gerçeklerin halâ açığa kavuşmadığını bir anlamda kitabın bitmediğini göreceksiniz.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma