Melike

Melike
@Sedanur1409
Mustafa Kemal Atatürk Destanı ben yazarım, oyunu ben bozarım, sınırı ben çizerim Türküm Türküm Türküm ben
Gitme hocam...
2 gündür içimde bir kütüphane devrildi, sanki gökyüzünden dev bir çınar eksildi. Haberi aldığımdan beri boğazımda o dinmeyen düğümle duruyorum. Benim en büyük hayalim, onun o gür sesiyle "Melike" dediği öğrencisi olmaktı; o eşsiz bilgisine, o dik duruşuna ve o derin görgüsüne dokunabilmekti. Şimdi o hayalim, tarihin hüzünlü bir sayfası olarak kaldı içimde. Ama biliyorum ki Hocam, sadece sınıflarda değil, her satırında, her cümlesinde bize bir yol çizdi. Onun gidişiyle sadece bir alimi değil, bir devrin yaşayan hafızasını kaybettik. Ben bugün o hayalime ağlarken, aslında onun bize bıraktığı o kutlu mirasa, "cahillikle savaşma" vasiyetine daha sıkı sarılıyorum. Belki rahle-i tedrisatında oturamadım ama onun fikirleri, titizliği ve her daim diri tuttuğu o merakı artık benim kalemimde, benim dertlerimde yaşayacak. Mekanın cennet olsun Hocam, bıraktığın o sönmez meşale artık bizim ellerimizde.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ahmed Hamdi....
Dağların Ardındaki Gönül O gün hava öyle sıcaktı ki, yüreğimin yangınını bile serinletebilirdi belki diye, çeşmenin yolunu tuttum. Su kovam elimde, başımda ince bir yazma, saçlarım sıyrılmış yana... Suyun serinliğine yüzümü değdirirken, içimde başka bir sıcaklık vardı. Nedensiz bir heyecan, nedensiz bir telaş… Sonra bir baktım... gölgede biri var. Uzaktan bana bakıyor. Gözlerini kaçırmıyor. Yüreğim sanki yerinden fırlayacak gibi oldu. Saçımı savurdum Değdi yârin yüzüne Ben hissetmedim ama Onun gönlü yandı bana... İçimden, "kim bu?" diye sordum kendime. Ama sorunun cevabından çok, yüreğimin verdiği tepki beni korkuttu. Onun bakışlarında bir şey vardı. Sanki yüreğime dokunan, beni yıllardır tanıyormuş gibi seven bir hâl... İlk defa birine bakarken utanmadım. İlk defa biri bakarken kendimi güzel hissettim. Ama bir yudum su gibi kısa sürdü her şey. Gözlerini eğdi, sonra yürüyüp gitti. Adını bile bilmeden, kalbimin bir köşesine yazdım onu… Ertesi gün Dayanamadım… düştüm yine çeşmenin yoluna. Bu seferki sıcak beni bunaltmıyor ama… içimi yakıyordu. Ben aslında çeşmenin yoluna değil, çoktan yârin yoluna düşmüştüm. İçim kıpır kıpırdı, su gibi çağlıyordu iç sesim. Şu sözler döküldü dudaklarımdan: Çeşmede yarim bekler
“Sessizliğin İzi” Her şey bittiğinde bağırmadım. Ne bir çığlık koptu içimden, ne bir sözcük taştı dudaklarımdan. Terapi odalarında anlatmadım kendimi, gecelere dökmedim içimi. Sadece sustum. Sessizliğin derinliğine indim, orada saklandım. Onu başka birinde gördüğümde, kalbim ince bir kâğıt kesiği gibi sızladı. Ne kanadı, ne de dışarıdan fark edildi. Ama ben hissettim. İçimde hafif ama ısrarcı bir acı gibi kaldı. İntikam almayı düşünmedim. Elbette bir şeyler yapabilirdim, elimden gelirdi. Ama yapmadım. Çünkü onun mutluluğu, benim kırıklığıma ağır bastı. Bu yüzden sustum. Ve yalnızca iyileşmeyi bekledim. Zaman geçti. Yavaş yavaş toparlandım. Yeniden yürümeyi öğrendim. Evet, iyileştim. Ama o kağıt kesiği... Geçti sandım, oysa hâlâ içimde, derinlerde bir yerde izini taşıyor. M. S. YAZICIOĞLU
Benim de bir farım vardı... Göz pınarlarıma her dokunduğunda, gözlerime ekstra bir ışıltı katıyordu. Onu sürmediğim günler, tüm günüm sanki kara bir gölgeyle örtülmüş gibi geçiyordu. Tonlarca makyaj malzemesinin arasından bana gülümsüyordu sanki. Ve ben, ondan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymuyormuş gibi, her gün göz pınarlarıma onu sürüyordum. Ama bir zaman sonra... O parlaklık sönmeye başladı. Aynaya baktığımda, eskisi gibi parlamıyordu gözlerim. Hatta göz bebeğimdeki o minicik ışığı bile alıp götürüyordu. Vazgeçmek istedim… ama o fara bir türlü elveda diyemedim. Şimdi sadece ara ara sürüyorum. Sürdüğümde sanki yine ışıldıyormuş gibi oluyor gözlerim. Ama aslında... içten içe soluyorum, fark etmeden. Ama ben biliyorum, o artık bir far değil… Bir vedanın küçük kalıntısı. Her sürüşümde parlamıyorum — her sürüşümde biraz daha hatırlıyorum. Ve her hatırlayışta biraz daha soluyorum… fark etmeden. M. S Yazıcıoğlu