Seda

"Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini, yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz.Ölümü, bu kişinin ne kadar eşsiz benzersiz olduğunu açıkça anlatır bize; varlığının, bir zamanlar, bütünüyle var kıldığı, yokluğunun kendi bakımından ortadan kaldırdığı dünya kadar uçsuz bucaksız hale gelir bu ölü; yaşamamızda daha çok yer tutması, gide gide yaşamamızın tümünü kaplaması gerekirdi gibi gelir bize: Kendimizi sıyırırız sonra bu sersemleyişten: O da öbürleri arasında, öbürleri gibi bir bireydi, o kadar diyoruz.Ancak kimsecikler için elimizden geleni- hiçbir zaman- yapmadığımızdan, (kendi elimizle çizdiğimiz, tartışılabilecek sınırlar içerisinde bile elimizden geleni yapmadığımızdan) kendimize, gene de bol bol sitem edecek sebepler buluruz."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
" "Sana bakıyorum.Saçının tümü kestane rengi -Tabi, biliyorsun öyle olduğunu. -Hayır, senin de, kardeşinin de, kocaman, ağarmış bir tutam saçınız vardı da...Tutunayım diyeydi o, düşmeyeyim diye." "
"Lavantalar, kürkler, çamaşırlar, mücevherler: Ölüme yer verilmeyen bir dünyanın şatafatlı kibriydi bunlar, ama ölüm, bu dış görünüşün, bu gösterişin arkasında, kliniklerin, hastanelerin, kapalı odaların bozsu gizliliğinde saklanıp bekliyordu.Bense artık başka bir gerçeklik tanımıyordum."
" "Analar, babalar çocuklarını anlayamıyorlar," dedi, "ama bu, karşılıklı oluyor..." "