Bana ölümün sarhoşluğunu tattıracak olan o soğuk ve korkunç kadehi elime alıyorum.
Onu bana sen uzatıyorsun. Ben de alırken hiç duraklamıyorum
Ölümün çelikten kapısını vurmak öylesine titretici ve çetin ki
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Neden kaçıyorsun sen ondan? Seni seviyor, çok iyidir...”
“Dedem niçin yemek verdirmiyor ona?” diye
sordum.
“Deden mi?”
Durdu büyükannem, başımı göğsüne bastırdı,
neredeyse fısıltıyla, geleceği görüyormuş gibi, şöyle dedi:
“Şu sözümü unutma: Bu adam için Tanrı fena
cezalandıracak bizi! Cezalandıracak...”
Yanılmamıştı büyükannem: Beş yıl sonra,
büyükannem artık huzura kavuşmuşken, bu kez dedem dileniyordu kentin sokaklarında. Aklı başında değildi, acınacak durumda, pencere önlerinde yalvarıyordu:
“İyi yürekli aşçılar, bir parça börek verin, ne olur! Ah, siz...”
Yaşıma göre çok daha kuvvetli, kavgada ustaydım.Düşmanlarım da biliyordu bunu ve her zaman topluca saldırıyorlardı bana. Bu yüzden dayak yiyen hep ben oluyordum, eve her zaman şişmiş bir burunla, patlak dudaklarla, yüzümde morluklarla, üstüm başım yırtık, toz içinde dönüyordum.
Dedem cumartesi ayinlerine, bayramlarda gece ayinlerine kiliseye götürüyordu beni. Hangi Tanrı’ya dua edildiğini kilisede anlıyordum: Papazın, yardımcısının okuduğu dualar dedemin Tanrısı’na yapılıyordu; koro ise her zaman büyükannemin Tanrısı’nın şarkılarını söylüyordu.