Kitap Mina adındaki karakterimiz üzerinden ilerliyor. Mina, hayatı boyu kendini hep terk edilmeye mahkum bir kadın olarak görür. Sevilmek ve istenmek için kendini hep kabul ettirmeye, ilişkilerini hep kendinden fedakarlık vererek yürütmeye çalışır. Ama yaptıklarının hiçbiri onu büyük bir enkaza çevirmekten başka bir şeye alıkoymaz. Mina tam enkaza döndüğü bu zamanlarda Magistra isminde bir kadınla tanışır ve bütün hayatını değiştirecek bir yolculuğa girer.
Kitap bizlere insanın zihninden uzaklaşarak nasıl özgürleşebileceğini baskın bir şekilde anlatmış. Yazar kitabında, zihin ile bilincin ayrımını, doğru nefes alımı, kendi kendimize kurduğumuz neye inanırsak kendimizi de öyle zannederizden tutun daha bunlarla baş etmeye yarayacak birçok terapi yöntemlerine yer vermiş. Mina’nın değişim süreci benim de hayatımı çok etkiledi, ilham aldığım çok yerler oldu. Bazı yerlerini heyecanla okurken zaman zaman çok bunaldığım yerler de oldu, hatta bazen o kadar sinirlendim ki kendine gel Mina diye bağırasım geldi..
Okuduğunuzda Mina gibi bizim de zihnimizde kurduğumuz bazı şeylere inandığımız gerçekler olduğunu hatırladım. Maalesef biz de bazen zihnimizde yaşattığımız saçma düşüncelere inanabiliyoruz. Yaşadığımız durumlardan, bunalmamızdan dolayı şu günlerde ben de dahil kendimize olan inancımızı kaybedebiliyoruz.
Yemek yemek, duş almak, gezmek vs. nasıl hayatımızda önemli bir yere sahipse kendimizi sevmek, inanmak, değerli görmek de bir o kadar önemli şeyler aslında. Bu kitabı şu evde oturduğumuz, kendime olan inancımı kaybettiğim, geleceğim hakkında endişe duyduğum bir zamanda okudum. Okumaya başlarken konusu bakımından biraz tereddütlerim vardı aslında, şu an bu dönemde ( not: her kitabın okunmak için bir zamanı vardır) iyi gelir mi gelmez mi diye düşündüm açıkcası.