Jose Saramago için biraz ön yargılı yaklaştım. keza daha önce 'bilinmeyen adanın öyküsü' kitabını okumuştum ve hoşlanmamıştım. fakat bu kitabı okumamla görüyorum ki, Saramago büyük yazar.
kitap 35 bölümden oluşuyor ve bir apartmanda yaşayan birbirinden farklı 6 ailenin hikayesini anlatıyor. başlarda o kadar çok isim olması kafa karıştırabilir fakat yarısından sonra kim nedir, ne değildir öğreniyorsunuz.
küçükken mahallede oturur, yoldan geçen kişileri izler ve her birinin ne derdi olabileceğini düşünürdüm. en son ne için, kimle kavga ettiklerini. en son ne zaman birilerine 'sevgi' içeren bir söz veya davranışta bulunduklarını. en son ne zaman seviştiklerini, sevişirken ne hissettiklerini. en son ne zaman utandıklarını. en son ne zaman hediye aldıklarını.
ya da farklı bir senaryo; otobüsler. her sabah bindiğimiz şehir içi otobüslerde; camdan dışarı izleyen onlarca insan var. ''NE DÜŞÜNÜYOR LAN BU İNSANLAR HER SABAH BÖYLE HÜZÜNLÜ HÜZÜNLÜ'' diye ben de onları düşünürdüm. inanması güç ama hepimiz bambaşka şeylere hüzünlenip, bambaşka şeylerden mutlu oluyoruz. hepimizin hikayesi birbirine benziyor gibi duruyor dışarıdan ama derinliklere indikçe bu farklılık keskin bir bıçak gibi kendini hissettiriyor.
kitabın en etkileyici özelliği şu oldu benim için, her karakterde kendi hayatımdan( bir nevi bizzat hayattan) bir şeyler buldum.
justina ve caetano'un birbirlerinin sevgilerine muhtaç olmaları fakat inat ve ısrarla bunu reddetmeleri, aynı zamanda bundan kaçmaları.
adriana'nın çirkin olduğunu bilmesi ve buna yapabilecek herhangi bir şeyinin olmamasının verdiği çaresizlik.
Isaura'nın ruhunun en derinliklerine atılmış olmasına rağmen hala orada olan; ortaya çıkması için sadece küçük bir kıvılcımın yeterli olacağı arzuları.
emilio'nun uzun yıllar düşlediği özgürlüğüne