...”Bazı kelebek türlerinin bir günlük ömrü,hücre bölünmesinin hızlı olmasından dolayı,insanın 80 yılına denktir.Bu durumda 70 yaşında ölen bir insan mı daha uzun yaşar ,25. saatini gören bir kelebek mi?”
...Mevlana diyordu ki:
Geçmişi unut
Koy bir kenara
Yeni bir sayfa aç
Kurtar benliğini dünden
Bugünün çocuğu ol
Bütün bilgeliği ve gülümseyişiyle gençliğin
Şu anı hiç terk etme ne olur
Sonsuza uzanan şu günü, terk etme.
Şirazlı Sadi’nin insanı nasıl tarif ettiğini not ettim defterime: “ Yek katre-i hunest ve hezar endişe”, yani “ Bir damla kan ve bin endişe.” İşte unutmayı başaramayan insanın trajedisi bu sözlerde gizliydi. Ömrünü endişeyle tamamlamaya ve sürekli acı çekmeye mahkum olan bir zavallı ruh.
Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı. Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları kıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı “unutmayı” başarabilmekti.