Toplama kampında belki insan elleri kanayana ve ayakkabıların içindeki ayakları donana kadar el arabasıyla taş taşımak zorunda kalıyordu,iki düzine insanla berbat bir kokunun içinde,soğuktan donarak yatıyordu. Ama öte yandan insan, yüzler görebiliyordu,bir tarlaya,bir el arabasına,bir ağaca,bir yıldıza, herhangi bir şeye,ne olursa olsun,herhangi bir şeye bakışlarını dikebiliyordu,oysa burada insanın çevresinde hep o aynılık vardı,hep o değişmeyen, korkunç aynılık vardı. Burada dikkatimi düşüncelerimden,sanrılarımdan, hep aynı şeylerden ayırabilecek hiçbir şey yoktu. Ve amaçladıkları da zaten özellikle buydu-düşüncelerimi yutacak,yutacaktım, ta ki boğulana ve sonunda onları kusmaktan başka çare bulamayana kadar,her şeyi söyleyene,istedikleri her şeyi söyleyene , kanıtları ve insanları teslim edene kadar.
Bize hiçbir şey yapmadılar -sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler,çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.