"Sabahları güneşin aniden baskın verdiği küçük odadan kendimi atmamla başlayan ve keçilerin yeryüzüne dağılırken bıraktıkları siyah beyaz renklerin zihnimi alt üst ettiği o karmaşada çantama tutunan birkaç kitap kendime yeni bir dünya kurmama yetmişti. Televizyon yok, telefon çekmiyor rüzgarın ve keçilerin sesinden başka bir ses yok. Akdeniz'den gökyüzüne doğru uzanan bu alan bana ait. Yurt tutmuşlardan , mülksüzlüğü mülk edinmişlerden ve onların çocuklarından bana kalmış."
"Ey garîb bülbül gülistân içre efgânın nedir
Hem-demin güldür senin yine bu nâlânın nedir
Şâd olanlar ağlamaz gamlı olan gülmez denir
Gamdan âzâd olmadın bu şâd u handânın nedir
Bu ile geldin kimesne sana hîç yâr olmadı
Yâr-ı gârın kim senin aceb ki ihvânın nedir
Her biri yârın yolunda varını eyler fedâ
Ey gönül senin dahi yârına kurbânın nedir
Bu hayâl-i vasl ile efgân u âhın ne aceb
Kıldığın vaslın temennâ yâr-ı zîşânın nedir
Her birinin gönlü içre bir misâfir eğleşir
Ey gönül senin derûnundaki mihmânın nedir
Bu fenâda her birinin nice nice şânı var
Lâ-mekân ilindeki senin dahi şânın nedir
Kimseler bilmez mukadder kıymetini ey gönül
Yâ bilen bunda seni kimdir ki nişânın nedir
Herkesin bir kârı var senden fakîr hîç kimse yok
Hangi pâzâr içresin yâhûd ki dükkânın nedir
Geldin ammâ bu ile yokdur evin gurbetdesin
Hangi ildensin senin yurdun ad u sanın nedir