Ne kolay şey... İçmek, unutmak...
Ölmek... Kolayca... Unutulmak... Daha doğrusu hiç yaşamamış olmak. Bir günü, bütün ömür içinde yaşamadan atlamış olmak.. Ama neden? Kaçınılmaz bir şey mi yaşamak?
Herkes tanıdık, her sokak, her ev bildik. İç içe, yüz yüze yaşadığı insanlar, düşlerini bile gizleyemediği sorgulu bakışlarla çepeçevre sarılmış; dirençsiz tekliğiyle, bugün her günkünden daha da yalnız.
Bu dünyada herkes, acıların eşsiz tadını tatmalıydı. Acının ne olduğunu bilmeyen insan mutlu olamazdı. Ama gerçek acılar. Tek başına çekilen acılar. Kimseden yardım beklenmeden yüklenen acılar.
Olmuyordu. Duygularını boşuna zorluyordu. Onu gözlerinin önünde boşuna canlandırmaya çalışıyordu. Bütün telaşına karşın, o, o kadar uzaktaydı ki. Bu kadar kolay mıydı ölüme inanmak?