Hayat deneyimimiz hayatımız dediğimiz şeyin olgusal gerçekliğiyle sınırlı değildir. Hayatımız "yaşadıklarımızla" sınırlanmaz. "Yaşanmamış olan" da hayatımızın parçasıdır.
Ninnilerin sözleri değişti. Aslında ninni de kalmadı. Hayatın güzel olduğuna inandırarak artık çocuklara ne yalan söyleyebiliyoruz ne de bunu istiyoruz. İklimin bozulduğuna, borçlanmaya, işsizliğe, buz tabakalarındaki kopmaya ilişkin gerçeği onlara çok erken söylüyoruz.
İnsanın kendisine “yanıldım, bunu beğenmedim, bu bana göre değilmiş" demesiyle, birilerinin ona "yanılacaksın, onu beğenmeyeceksin, sana göre olmayacak" demesi arasında fark var. Yaşamak ya da yaşamamak, fark burada. Kuşkusuz insan ilk durumda "zaman" kaybettiğini, diğerinde ise çok kesin olarak kazandığını düşünebilir. Ama “zaman" kaybetmeyi kabul etmeyerek öznel zamanı, bizi var kılan, kendi hayatımızı yaşadığımız duygusunu veren zamanı, başkalarının değil kendi zamanımızı kaybediyoruz.