“ Gerçeği hiç fark etmemiş olmayı yeğlerdim. hiç olmazsa uykum kaçmaz, iştahım kesilmezdi o zaman . Bu yeni bilgiyi kafamdan atmanın bir yolu var mıydı ? Ne de olsa yalnızca acı gibi bir şeydi ; başıma bıçak ucu gibi keskin saplanmıştı. Aslında bıçak bile değildi , iki sözcüktü yalnızca, ellerimle kulaklarımı kapayıp defedemeden önce beynime ok gibi saplanan bir ibare. Beynimdeki bir kurşunu çıkarır ya da bir uru çıkarıp atarcasına onu kafamdan çıkarabilecek bir şey yok muydu?”
” Herkes bir gün ölecek Firdevs. Sen de, ben de. Önemli olan ölene kadar nasıl Yaşayacağımız.”
“Nasıl yaşayacağız? Yaşam çok zor.”
“ Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır.”
“Sulara fırlatılmış bir çakıl taşı gibiydim; dalgaların dövdüğü, oraya buraya attığı , kıyıda bir yere bırakılmak üzere yuvarlanıp duran bir çakıl taşı…”