“ Neydi bu aile denilen şey, bilmiyordum ki. Gerçekten bilmiyordum. Ben tarafların anneler ve babalar olduğu bir savaşın içinden geçip gelmiştim. Çok yara almıştım. Mehmet bunları bir yara olarak bile görmüyordu; onun gözünde bir dal çiziği, bir kağıt kesiği, bir sinek ısırığı gibiydi benim aile yaralarım. Öpünce geçeceğini sanıyordu.”
Evin anahtarını mutfak masasının üstüne koymuş, altına iliştirdiği kağıda “ her şey için teşekkürler” yazmış. Sanki birkaç günlüğüne gelip evime misafir olmuş bir arkadaş gibi… “ her şey için teşekkürler” yazmış kağıda. Rica ederim, ben teşekkür ederim… beni yeniden kendi gerçekliğimle yüzleştirdiğin için, sen de beni terk ettiğin için, beni yalnız bıraktığın için asıl ben teşekkür ederim.
“ Anlaşamamak çok anlaşılır bir nedendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değildi ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solmasına izin vermişsin.”