...
Bazı kalplerde kederle sürûr birbirine cânişin olamaz. Kalp vardır ki, perverde ettiği hüznü, dünyanın olanca haz ve meserretleri izale edemez. Gene de o hüzün hiç bir mesruriyete mâni değildir. Bazı gönüllerde ise, hüzün ve meserret müctemi bulunur. Bir hüzünde safâ bulunması, bir tebessümün keder-engiz olması bundandır. Fakat yine kalp vardır ki, muhafaza ettiği kederi sevinç tezyid eder. Benim kederim bu ekdardandır.
Kederimin artması için, sevinmek isterim. Bunu kimselere anlatamam. Bu hissin lisanı anlaşılmaktan beridir. Sükût edelim. Fakirin bir eseri olduğu için Makber'i şiir diye telakki etmek isteyen, okursa, mütalaasında benim şairliğimden bir nişan bulamaz. Ancak düşünür ise, bir feryat duyar ki, isterse onu bir şiir zanneder. O feryat, beşerin aczidir.
En güzel, en büyük, en doğru şiir, bir hakikat-i müdhişenin tazyıkı altında hiçbir şey söyleyememektir. Makber ise hitabet ediyor.
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninden uçuşan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryat koparır, yahut pek karanlık bir şey söyler, yahut hiçbir şey söyleyemez de, kalemini ayağının altına alıp ezer. Bunlar şiirdir.
.....