Üzdün Gılokovski reis. Cidden büyük üzdün beni.(HATTA SAÇMALAMIŞSIN BİLE DİYEBİLİRİM!) İlk kitaptan sonra bu kitaptan çok şey bekliyordum. lakin puanlarını ve incelemlerini okumadan önce bi göz atınca vasat bir ara kitap olduğunu farkettim. Yine de devam kitabıdır okuyalım dedik. Vasat olsa bile kabuldum ama vasatında altındaydı. ilk 200 sayfada yazarın aynı kişi olup olmadığına bile emin değildim. gerçekten ilk kitaptan bu kadar farklı bir anlatım tarzı olamaz ya. İlk kitapta Artyom yolculuk hikayesi çok güzel ve tekdüzeydi, en fazla aralara rüyalar giriyordu. Bu kitapta ise 4 kişinin hikayesini anlattığını söylüyor. sürekli farklı bir karaktere gidiyoruz. yetmiyor sonra o karakterin geçmişine gidiyoruz, sonra diğer karaktere babasına dönüyoruz kafa bi milyon. Kişiler arası geçişte de bir işaret kullanılmamış, sadece fazladan boşluk atılmış ama bazen sayfa sonuna gelince diğer sayfada o boşluğu göremiyorsunuz böylelikle karakterler bir birine giriyor. sayfa 200'den sonra hikaye daha oturaklı gidiyor, ekibin bir kısmıyla gitmek az karakterle devam etmek güzel. Muzisyen abimizin deliliğini sevdim açıkçası En sevdiğim yer o ve Saşa'nın ikilemleri olabilir. en çok sıkmayan onlardı. Sonunu pek beğendiğim söylenemez, daha doğrusu komple hikaye bana yavan ve yazılmak için yazılmış gibi geldi. ilk hikayedeki büyük olaylardan sonra burada ki ufak olaylarla ilgilenmek(telefon hattı, bir grubu etkileyen salgın,Hunter'ın kişiliği vb.) pek hoş olmadı açıkçası. Yan görev gibi olmuş bu kitap. Metro atmosferini çok seven biri olarak, bu kitapta atmosfer gram işlenmemişti.(alışveriş,insanların duygusu,havası,yokluk,yemekler,zorluklar vb. hiç biri yoktu.) başlarda sadece karakterleri tanıtmaya çalışıyor sürekli geçmişe gidiyordu. Ortalama bi hikayeye sahip vasatın altında bir kitap