İnsan neden mutlu olmalıdır?
Çünkü insan yalnızca hayatta kalmak için değil, anlam bulmak için yaratılmıştır.
Mutluluk, yüzeydeki bir haz değil; insanın kaynağıyla, özüyle uyum içinde olma hâlidir.
Aristoteles mutluluğu “ruhun erdeme uygun etkinliği” olarak tanımlar.
Yani insan, kendisini var eden amaca yaklaştıkça huzur bulur.
Viktor Frankl ise şunu söyler:
“İnsanın temel motivasyonu haz değil, anlam arayışıdır.”
İnsan; düşünen, sorgulayan, yön arayan bir varlıktır.
Bu yüzden toplumlar kurar, inanç sistemleri geliştirir, hikâyeler anlatır.
Çünkü insan, yalnızca nereden geldiğini değil, neden burada olduğunu da bilmek ister.
Bugün yapay zekâ düşünebilir, hesaplayabilir, hatta yazabilir.
Ama anlam aramaz.
Çünkü yapay zekâ üretilmiştir; insan ise yaratılmıştır.
İnsanı insandan ayıran fark tam da buradadır:
İnsan “nasıl”ı değil, “neden”i sorar.
Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Sen bir damla değilsin, bir okyanussun.”
İnsan, kendini sadece maddeden ibaret sandığında eksik kalır.
Ruhunu, anlamını ve kaynağını fark ettiğinde ise tamamlanır.
Belki de gerçek gelişim;
daha çok şeye sahip olmak değil,
kim olduğumuzu ve neden var olduğumuzu yeniden hatırlamaktır.