Ama sonra anlamıştı, acı verenin acıyı dindireceğine inanmak safdillikti! Acı, iç dünyamızı kuruyor, derinde bir benlik inşa ediyordu. Yalnızca bize ait, yalnızca kendimizin görebileceği ve yalnızca kendimizin gurur duyabileceği. Acının dinmesini beklemek, birinin gelip onu dindirmesini beklemek, iç dünyamızın inşasını geciktirmekten başka bir işe yaramazdı. Uğultulu bir boşluk sallanıp dururdu içimizde. Acı o boşluğu zamanın boyasına batırarak desenlerle doldurur, doldurur, doldurur... İşte orada, içimizde bir ben vardır artık, kaskatı yalnızlığımızın sırtını dayayıp oturabileceği bir ben.