Öğrencilerimize, memurlarımıza sadece sınav geçmeyi erdem olarak gösterdiğimiz için, o kişilerin Yaratan'ın lutfu olan kabiliyetleri köreliyor. Çoğumuz için memur olmak, profesör olmak, siyasetçi olmak tek başına yeterli bir sıfat olarak algılanıyor. Şiir okumak, yazmak, gezmeyi sevmek, müzik ile uğraşmak, güzel konuşmak, hatta güzel dinlemek gibi hasletler, bir kişisel özellik olarak takdir edilmiyor.
Resûl-i Zişan Efendimiz şöyle beyan buyurur: "Bir hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun! Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!"
"Ve bir selâmla selâmlandığınız zaman, o takdirde siz ondan daha güzeli ile selâm verin veya onu (aynen) iade edin. Muhakkak ki Allah, her şeyi en iyi hesap edendir."
(Nisâ/86)
Öncelikle şunu anlamalıyız: İslâm doğruluk ve güzellikten ibarettir. Kul hem doğru olmalı hem de güzel. İnancımız hem doğru olmalı hem güzel. İşlerimiz hem doğru olmalı hem güzel.
Şairliğimiz, kunduracılığımız, anne-babalığımız, evlatlığımız, akademisyenliğimiz, grafik tasarımcılığımız, kısacası hayatın her anında, her alanında hem doğru hem de güzel olmalıyız.