Kitabın baş karakteri; dış dünyanın sahteliğinden, acımasızlığından ve anlaşılamamaktan yorulan Hikmet Benol, bir gecekonduya yerleşerek kendi hayal dünyasında yaşamaya başlıyor. Bu yolculukta kendisine arkadaş (yoldaş) olarak seçtiği emekli Albay Hüsamettin Tanbay ve dul kadın Nurhayat Hanım onun bu oyunlarla dolu yolculuğunun en önemli parçaları oluyor.
İlk başlarda anlamakta zorlansam da okudukça zevk aldığım bir kitap. Özellikle 200. sayfalardan sonraları daha çok sevdim diyebilirim.
Belki de yazardan okuduğum ilk kitap olduğu için bana yabancı gelmiş ve anlamakta zorluk çekmişimdir. Dediğim gibi ilk başlarda anlamakta zorluk çeksenizde ilerledikçe yazarın dilini anladıkça daha hevesle okuyor insan.
Zaman zaman hepimiz bu dünyadan sıkılıp kafamızın içinde kendimize yeni bir dünya kuruyor kısa süre de olsa orda yaşamak istiyoruz, Hikmetin yaptığı da aynı ona benziyor fikrimce. Zaman zaman kendi kurduğu dünyanın içinde sıkışıp kurduğu oyunları kendisi bile anlayamasa da Hikmet Benolun dünyası ve yalnızlığına yoldaş olan emekli Albay'ı ile yol almak güzeldi.
Kitapta sevmediğim tek şey ilk başlarda küfür ve az da olsa yetişkin içerik tarzı şeylerin olması.
Denilene göre yazar burada Hikmet’i bize kusursuz, "iyi kalpli bir kahraman" olarak sunmak istemiyor. Tam aksine, insanın içindeki en karanlık, en bastırılmış, en utanç verici ve çiğ düşünceleri bile olduğu gibi yüzümüze vurmaya çalışıyor. Toplum içinde hepimiz kibar, ahlaklı ve düzgün görünmeye çalışırız ama zihnimizin en ücra köşelerinde bazen kendimizden bile sakladığımız karanlık ya da çarpık düşünceler dönebilir. Atay, Hikmet’in zihnindeki sansürü tamamen kaldırarak, onun o bencil, bazen zavallı ve saplantılı yönlerini de çiğ bir gerçeklikle önümüze koyuyor.
Bu güzel bir bakış açısı, bu açıdan düşününce o