Tanzimat dönemi, görkemle başlayıp rezaletle sona eren tarihî bir süreç değildir. Aksine, hüzünlü ve buhranlı bir atmosfer içinde başlamış, aynı sancılı ruh hâliyle devam etmiştir. Türkiye bugün hâlâ bu dönüşümün etkilerini taşımaktadır; üstelik yalnızca Türkiye değil, imparatorluktan ayrılan pek çok ulusun toplumsal ve siyasal yapısında da bu dönemin izlerine rastlanmaktadır.
Islahat Fermanı’yla Osmanlı azınlıklarına ilave haklar tanınırken, asıl önemlisi yabancı sermayeye madencilik ve tarım işletmeciliği gibi alanlarda geniş imtiyazlar verildi. Ne var ki, bu ayrıcalıkları sağlayanlar zamanla verdiklerini unutturma çabasına giriştiler.
Klasik Osmanlı döneminde çan çalmak yasak olduğu için kullanılan tahta tokmak geleneği, 1856’da kiliselerde çan çalınmasına izin verilmesinden sonra bile varlığını sürdürmüştür.
2022 yılının Haziran ayında okuduğum Stefan Zweig’in Lyon’da Düğün adlı eserini bitirdiğimde uzun süre kitabı elimden bırakamadığımı hatırlıyorum. Zweig benim için yalnızca hikâye anlatan bir yazar değil; insanın en kırılgan, en saklı duygularını sanki yıllardır tanıyormuş gibi anlatabilen bir psikolog adeta. Bu kitapta yer alan üç hikâye — Lyon’da Düğün, İki Yalnız İnsan ve Wondrak — birbirinden tamamen farklı görünse de aslında aynı yerde birleşiyor: insanın yalnızlığı, çaresizliği ve sevilme ihtiyacı. Özellikle Lyon’da Düğün hikâyesi beni fazlasıyla etkiledi. Hatta yalnızca bu hikâyenin bile başlı başına uzun bir roman olmasını isterdim. Ölümün gölgesinde bile tutkularından vazgeçmeyen insanların anlatıldığı bu hikâyeyi okurken, Zweig’in kendi hayatını düşünmeden edemedim. 1942’de ikinci eşiyle birlikte intihar etmiş bir yazarın aşkı ve ölümü bu kadar iç içe işlemesi bana hiç tesadüf gibi gelmedi. Kitabı okuduğum günlerde kuzenimle uzun uzun “İnsan gerçekten kabullendiği her şeyin üstesinden gelebilir mi?” diye tartıştığımızı bile hatırlıyorum. Çünkü kitap boyunca aslında insanın en büyük savaşının dış dünyayla değil, kendi içinde verdiği mücadele olduğunu hissediyorsunuz. Özellikle İki Yalnız İnsan hikâyesinde dışlanmış iki insanın birbirine içini dökmesi o kadar gerçek ve dokunaklıydı ki, Zweig birkaç sayfada bile insanın boğazına düğüm oturtmayı başarıyor. Wondrak ise toplumun “farklı” olana karşı ne kadar acımasız olabileceğini anlatıyordu. Burnundaki fiziksel kusur nedeniyle “kurukafa” diye aşağılanan bir kadının toplumdan dışlanıp yalnızlığa itilmesi oldukça sarsıcıydı. En çok da oğluna karşı duyduğu koruma içgüdüsü etkiledi beni. Stefan Zweig’in hemen hemen bütün eserlerini okumuş biri olarak söyleyebilirim ki, bu kitap bana bazı yönleriyle diğer eserlerinden
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139bin okunma
Tanzimat Fermanı, Sultan Abdülmecid’in şehzadelerinin hayatını da güvence altına aldı. Osmanlı hanedanı ise kadınlı erkekli bütün üyeleriyle aynı sofranın etrafında oturma mutluluğunu ancak Cumhuriyet’in ilanından sonra, Halife Abdülmecid Efendi’nin verdiği bir davette yaşayabildi.