༺Elendil༻

༺Elendil༻
@SelfControl27
Eğer lanetli bir eşya yapacaksan sevimli görünmesine özen göstermelisin.
Tarihi Tek Taraflı Okuyanlara
Osmanlı İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’ndan sonra dinî hoşgörünün en belirgin şekilde görüldüğü devletlerden biri olmuş; üstelik bu anlayış yalnızca hükümdarların kişisel tutumuna bağlı kalmayıp kurumsal bir yapıya da dönüşmüştür.
Sayfa 180 - Kronik·Kitabı okudu
Reklam
Tarih, Sloganlardan Daha Karmaşıktır
Osmanlı Devleti’nin bir şeriat devleti olup olmadığı uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Bazı tarihçiler, devlet yönetimi ve hukuk sisteminin büyük ölçüde şer’i kurallara dayanmasını gerekçe göstererek Osmanlı’yı şeriat devleti olarak tanımlar. Buna karşılık bazıları ise, gayrimüslim topluluklara tanınan hak ve hoşgörüyü öne çıkarıp bunun daha esnek bir yönetim anlayışına işaret ettiğini savunur ki bu da laikliğin ta kendisidir.
Sayfa 180 - Kronik·Kitabı okudu
Her İnançta Yobazlık, Her Toplumda Direnç Vardır
Devletin ve toplumun laikleşmesi, Avrupa’da yaşanan mezhep çatışmaları ve din savaşları gibi büyük acıların ardından gerçekleşebilmiştir. Bu nedenle laik düzen, Avrupa kıtasında bile kolay ve hızlı şekilde yerleşmemiştir.
Sayfa 179 - Kronik·Kitabı okudu
Eksik Kalan İnsanların Hikâyesi
8/10
·94 syf.··
2026 109. kitabı
2020 yılının Nisan ayında, hayatımın yönünü ve geleceğe dair beklentilerimi sık sık sorguladığım bir dönemde okuduğum Anton Çehov’un Martı adlı eseri, bana büyük olaylar yaşanmadan da insanın iç dünyasında ne kadar büyük kırılmalar yaşanabileceğini gösteren ilk tiyatro metinlerinden biri olmuştu. Açıkçası o dönem tiyatro eserlerine karşı biraz mesafeliydim; uzun diyalogların beni yoracağını düşünüyordum. Fakat Çehov daha ilk sayfalardan itibaren bunun klasik bir tiyatro metni olmadığını hissettirdi. Yüzeyde karşılıksız aşklar, sanat anlayışı ve taşra hayatı anlatılıyor gibi görünse de satır aralarında insanın kendini gerçekleştirme çabası, anlaşılma arzusu ve yalnızlığı çok daha güçlü şekilde hissediliyor. Özellikle Nina karakterinin özgürleşme isteğiyle başlayıp zamanla kendi kırılganlığının içinde kaybolması beni oldukça etkilemişti. Hatta kitabı okurken istemsizce kendi hayatımla kıyasladığımı hatırlıyorum; insan bazen hayalleriyle gerçek hayat arasındaki mesafenin düşündüğünden çok daha büyük olduğunu fark ediyor. Çehov’un karakterleri de tam olarak böyleydi: Ne tamamen mutsuz ne de gerçekten huzurlu insanlar… Sanki herkes biraz eksik, biraz yarım kalmıştı. Eserde beni en çok etkileyen şeylerden biri de Çehov’un trajediyi bağırarak değil, sessizliklerle anlatması oldu. Bir karakterin uzun nutuklar çekmesine gerek kalmadan, yalnızca kısa bir diyalog ya da bakışma ile insanın içine ağır bir hüzün bırakabiliyor. Dr. Dorn’un olaylara karşı sakin ve neredeyse bilimsel diyebileceğim yaklaşımı ile Sorin’in hayata tutunma çabası arasında geçen bölümler, yaşlanma, amaçsızlık ve insanın kendi hayatına yabancılaşması üzerine uzun uzun düşündürmüştü beni. O dönem yaşadığım içsel durağanlık hissi nedeniyle bu karakterlerin ruh hâline kendimi oldukça yakın hissetmiştim. Çehov’un
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma
İnsan Doğasını Kabul Etmek
Her sabah kendine şunu hatırlat; bugün bencillikle, kıskançlıkla ve cehaletle karşılaşacaksın…
Reklam