DİKKAT SPOİLER !
Adındanda anlaşılacağı gibi tepedeki ev denince aklımızda birden yapa yalnız korkutucu hatta perili yada büyülü gotik mimari ile yapılmış tarihi lüks evler canlanıyor. Nitekim tepedeki ev saydığım bütün tabirleri karşılıyor. Ana karakterlerimiz Doktor Montague, Theodora, Eleanor ve Luke’ un medeniyetten oldukça uzak 80 yıl önce bölgenin zenginlerinden olan Hugh Crain’in kendi zevke ve planlarına göre yaptırdığı tepedeki evde buluşmalarıyla hikaye başlar.
Eve ilk girişlerinde ne kadar korksalar da kahramanlarımız bir süre sonra, lüks sayılabilecek yapısı ve evin özel hizmetçisi Bayan Dudley’nin güzel yemekleri ve odalarının konforu ile eve ısınıyorlar hatta ısınmak şöyle dursun perili dediğimiz tepedeki evi sevmeye bile başlıyorlar. Kır gezintileri, gece satranç oyunları, inzivaya çekilip kitap okumalar derken, Theodora’nın odasında yaşanan kan vakası ile aksiyon başlıyor ve tepedeki evin gerçek yüzünü görmeye başlıyoruz. Eleanor’un ruh sağlığındaki bozulmalar ilk kez bu kanlı oda vakasıyla başlıyor.
Kitabın dörtte üçü monoton, gergin ve sanki her an patlayacakmış gibi sürerken Bayan Montague ile şoförü Arthur’un tepedeki eve katılmaları hikaye’ye hız kattı. Bayan Montague, Dr. Montague ye göre daha gözü kara, otoriter ve çalışkan bir mizaca sahipti. Arthur ise silahlara karşı ilgili, cesur, gösteriş yapmayı seven ve biraz da kibirli bir roldeydi. Bayan Montegue ile Arthur’un evdeki ilk gecesi oldukça hareketli geçmişti fakat Arthur’un tüm gece nöbette olmasına ve Bayan Montague’nin astral hareketliliğe en yakın odada kalmasına rağmen evin hareketliliğini Luke, Dr.Montague, Theodora ve Eleanor hissetmişti. Öyle ki sabah olduğunda Arthur ve Bayan Montague gece boyunca sıkıldıklarını, Dr.Montague, ve ekibi ise evin sanki gece yerinde perende attığını