Selin

Reklam
Kitap verilmez, alınır
Yıllardır kim­seye kitap vermiyorum. İsteyene bir adet alıp hediye ediyorum, piyasada bulunmayan bir kitapsa fotokopi veriyorum. Kitap verilmez, alınır!
Sayfa 145
Haldun Taner - Yalıda Sabah
– Günde yirmi sayfa yazıyorum, dedi bir gün ustam Haldun Taner. Afalladım. Nasıl yani? – Ben sabah altıda, atarım daktiloyu balkona, öğleye doğru yirmi sayfayı bulurum. – Ne yazıyorsunuz? Aklınıza bir şey gelmediği olmuyor mu? – Olmaz olur mu? Öyle bakakalıyorsun Marmara denizine. – O zaman ne yazıyorsunuz hocam? – Çevrede gördüklerimi. Alacakaranlıkta iki martı sezilir, onları yazarım. Uzaktan bir taka geçer, kıyıda bir deniz kırlangıcı bir böceği paralar, bir minibüs ilkokul çocuklarını toparlamaya gelir, martılar kayalıklara üşüşür, bütün bunları yazarım. İlle bir eser yazmak iddiasıyla değil, günlük yirmi sayfa yazma antrenmanımı yitirmemek için. Sonra bu yirmi sayfayı kullanmak zorunda değilsin, yırtıp atabilirsin, belki içinden bir yerlerini kullanabilirsin, demişti gülümseyerek. Yırtıp atabilirsin, dediği o yirmi sayfalardan, Haldun Taner'in unutulmaz "Yalıda Sabah" öyküsü çıktı.
Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketlerde: Bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar.
Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini -nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren -öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor.
Reklam