Müzelerden, kütüphanelerden ve her türlü tarihi binadan nefret ediyordum. Kusursuz, cilalı biçimleri pürüzsüzce korumuş eski şeylerden iğreniyordum. Kırılmadan varlığını sürdüren, yaş aldıkça değer kazanan şeylerden nefret ediyordum. Benim bedenim ise yaşadıkça gitgide daha tuhaf bir şekle bürünüyordu. Ölümün içine çökmüyordu, aksine yaşamak için çöküyordu. Dayandığı onca zamanın kanıtı olarak çöküyordu.