Anneyi toprağa verdiğim gün de çok yorgundum ve uykum vardı. Öyle ki olup biteni algılayamamıştım. Kesin olarak söyleyebileceğim tek şey, annenin ölmemiş olmasını tercih edeceğimdi.
Gözlerimizi hiç ayırmadan birbirimize bakıyorduk; burada her şey denizin, kumun ve güneşin, kamışla pınarın çifte sessizliği arasında duraklamıştı sanki.
Bir süre sustuktan sonra tuhaf biri olduğumu, beni hiç şüphesiz bu yüzden sevdiğini ama belki de günün birinde, yine aynı sebepten ötürü benden nefret edeceğini mırıldandı.