Cumhuriyet kadrolarının kutsal kavramı olan uygarlık, rejime bir çerçeve de çiziyor. Ülke bu çerçeve içinde gelişebilir, diye düşünülüyor. Çerçeve savaşsız bir dünyadır. Savaş, Cumhuriyet kadrolarının tüm özlemlerini, tasarılarını yıkıp götürebilir. Yüzyılı aşan bir zaman boyunca insanlar barışın sürekliliğini tadamamışlar, bunu öğrenememişlerdir. Şimdi Cumhuriyet rejimi ilk kez insanların çocuklarının yetişip büyüyebilecekleri, savaşa gitmeyecekleri bir dünyayı vaat ediyor, kurmak istiyor. 1935'in İlkteşrin (Ekim) ayında Falih Rıfkı Atay'ın yazdıkları, herhalde yönetimin düşündüklerinden çok farklı değildir:
"Trakya ve Anadolu 911'den 921'e kadar tam on yıl, büyük küçük tam vaktinde devlete karşı üç kıta üstünde harp için bütün gençliklerini kurban vermiştir. isyanları bu hesaba katmıyoruz. Yıllarca tarlalar boş kalmıştır; Ocaklar tütmemiştir; Cumhuriyet kuruluncaya kadar Anadolu'da sıtmaya ve hiçbir salgına karşı savaşta bulunmamıştır.
Sultan Hamit devrinde hemen hiç ardı arası kesilmeyen çöl isyanlarına ve 1908'den sonra Arnavutluk ve Arap isyanlarına genç erkeklerini yollayan gene bu Anadolu idi gene bu Anadolu'nun dağları ve ovaları asırlardan beri sükun ve güven yüzü görmemiştir.
Anadolu'nun tenhalığı bu halkın canlılık noksanından değildir. doğanların büyümesine, büyümüş olanların yaşamasına imkan veren şartlar ancak Cumhuriyet İdaresi ile varlaşabilmiştir."