Öfkeyle Avrupa haritasını alıp önüne serdi. Bir yanda Rusya, diğer yanda İngiltere, aşağılarda bir yerdeyse Avrupa'nın hasta adamı bile olsa bir imparatorluk olarak Osmanlı vardı. Peki ya kendileri? Yani Almanca konuşan uluslar? Avusturya,Prusya ve onlarca irili ufaklı birbiriyle didişen prenslik. Kristal bir vazo gibi tuzla buz olmuşlardı. Bu parçaları birleştirebilir miydi? "Evet", dedi içinden. "Kan ve demirle dahi olsa bunu başaracağım. "
Napolyon'un 24 yaşında general olduğunu, bir adada doğup (Korsika) yine bir adada öldüğünü, küçükken adının Napoleone di Buonparte (İtalyan etkisi) olduğunu ve ailesinin onu kısaca Nabulio diye çağırdığını, büyük aşk yaşadığı karısı josephine ile evlendiğinde karısının 32, kendisinin 26 yaşında olduğunu, Napolyon'un İngilizce kaleme aldığı üç mektuptan birinin 2012 yazında Paris'in güneyindeki Fontaineleau'da düzenlenen açık artırmada 750 bin liraya satıldığını ve bir süre hakimiyeti altında bulundurduğu İtalya için yeni bir bayrak tasarladığını biliyor muydunuz?
Fransa'yı modern bir Avrupa imparatorluğu'na dönüştürdü. Bunu yaparken Avrupa'daki köklü feodal sistemin ve geleneklerin çoğunun canına okudu. Dini hoşgörü, akılcı değerler ve bir parça liberalizmden oluşan Napolyon Kanunları'yla Avrupa siyasetinde yeni bir sayfa açtı. Bununla birlikte paradokslarla dolu bir adamdı. Bu liberalizmi ve hoşgörüyü, fethetti ülkelerde silah zoruyla hayata geçirdi! Hintli filozof Sri Aurobindo'nun ifadesi ona cuk oturuyordu: Demokrasinin eli silahlı bekçisi!