"Ne işim var benim burada!" Aklını kemiren bir soru onu uyutmuyor, inatçı bir kurt gibi beynini kemiriyordu. Daha birkaç ay öncesinde herkes ayaklarına kapanırken, şimdi bu kuş uçmaz kervan geçmez Akdeniz adasında kıyıları döven lacivert suları ve miskin dağ keçilerini izlemeye mahkum edilmişti. Hayır, hayır bu kadere razı olmayacaktı! Çünkü onun adı Napolyon'du. Henüz Avrupa'daki işi bitmemişti!
Washington'un hiçbir zaman okula gitmediğini; sadece birkaç özel hocadan ders aldığını, çok iyi bir atlet binici ve dansçı olduğunu, 14 yaşındayken İngiliz Kraliyet Donanması'na katıldığını, karısı ve yakın arkadaşlarının ona General diye seslendiğini, ülkenin en önde gelen likör ve viski üreticilerinden biri olduğunu, topraklarında marihuana yetiştirdiğini (zirai amaçlıydı ve o zamanlar yasak değildi), katır kullanan ilk çiftçi olduğunu, köleliğin kaldırılmasının ardından serbest bıraktığı 100 kadar kölesinin bakımını üstlendiğini, Amerikan tarihindeki en kısa (133 kelime) başkanlık yemini konuşmasına imza attığını, başkan olan ilk mason olduğunu ve yaygın kanaatin aksine hiçbir zaman peruk takmadığını biliyor muydunuz?
George Washington Amerikalıların Atatürk'ü dersek, yalan olmazdı. En azından Kurtuluş Savaşı'na liderlik etmesi ve yeni bir ülkenin kuruluş sürecinde üstlendiği liderlik rolüyle böylesi bir benzetme yerinde olurdu. Amerika'nın ilk başkanı olan Washington, soyadından da anlaşılacağı üzere, tarihin en önemli asker siyasetçi oyuncularından biri olarak dünyayı terk etmişti.