"Raskolnikov yeniden yürümeye başladı. Bir yandan da “Acaba nerede okumuştum?” diye düşünüyordu. “İdam mahkûmunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iyi ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamayı, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman tanrım, bu nasıl gerçek! İnsan ne alçak yaratıkmış!”
Yıllar önce okumuştum. Şu an tekrar okuyorum. Bazı kitaplar defalarca okunmalı... :)
"Geceleri gökkuşağına boyamakmıdır suçum? Herkes bağırırken şiirler okumak mı, susmak mı sözün bittiği yerde..."
(: Klasikler iyidir. :)
“Biliyoruz ki, bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor. Bunlar insana bir süre eşlik ediyorlar hatta. Daha sonra da, herhalde ya bilmediğimiz bir şeye dönüşerek varlığımızın başka bir köşesine yuvarlanıyorlar, ya hatırladığımız şeylerin içinde eriyorlar ya da bir şekilde unutuluyorlar. Bazıları da, öylece duruyorlar çakıldıkları yerde. Asla unutulmuyorlar başka bir deyişle, çeşitli vesilelerle arada bir elimize, dilimize geliyorlar.”