Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek süründüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başkaları yüzünden ölüyoruz. Bizim sandığımız hayat bizim değil, bizim sandığımız beden bizim değil.
Sonra bir gün, zamanı gelince, kendimi asarım incirin dallarına. Cesedimi önce kargalar gagalar. Sonra martılar. Güvercinler yer beni. Ve serçeler. Karıncalar tırmanır üzerime. Karafatmalar. Fareler ve gelincikler didikler etlerimi. Kediler gelir kokuma. Kurtlanırım. Böceklere yem olurum. Terk edilmiş bir evin avlusunda, mis gibi bir incirin dallarında, bir başıma.
Yukarılara tırmanmak ve aşağılara yuvarlanmak üzere düşünüyorum. Oysa uçmak üzerine düşünmek istiyorum. Bir yükü değil bir hafifliği hissedesim var. Yalnızlığın kısacık bir süre yakaladığım o saltanatını, bu tuhaf ailenin sorumluluğuyla hangi ara takas ettiğimi hatırlamaya çalışıyorum.