Ben her kitabımın her sayfasını,her satırını ve her kelimesini okurken binlerce karimin ayrı ayrı yanında bulunmak isterdim; yanında değil,hatta ruhunun içinde. Ve her parça yazımın,hatta her kelimenin o ruhta uyandırdığı hayalleri,tedaileri,akisleri,heyecanları,birer birer görmek ve bir kitapla kari arasındaki sayısız tesir ve aksi tesirlerin en bölünmez, küçük ve ince parçalarına nüfuz etmek ihtiyacıyla yanardım.
Belki; bence kitap demek bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı ,vatan gibi olmalı,ona alışmalıyız,bağlanmalıyız,köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız,her noktasına hatıralarımız karışmalı.
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgâr gibi inmiş;
Bir sır ki bu,ölsen bile asla açamazsın...
Anlatması imkânsız olan öyle bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
Bak emrediyor:Daldığın âlemden uyan ki
Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...