Oblomov'un ruhunda tutkular, istekler, kahramanlık tasarıları doğmuyordu. Zamanın geçişini, ömrünün boşuna harcanmasına, iyi kötü hiçbir iş yapmayışına, bir ot gibi yaşamasına hayıflanmıyordu. Sanki görünmez bir el onu değerli bir çiçek gibi bir saksıya koymuş, soğuktan, sıcaktan, yağmurdan koruyor ve şefkatle besliyordu.
İçinizdeki güç canlandığını zaman, derdi, çevrenizdeki hayatta yeni bir anlam kazanacak, şimdi görmediğiniz şeyleri görecek, işitmediğiniz şeyleri işiteceksiniz: Sinirleriniz birer tel gibi ses verecek, dünyaların müziğini duyacaksınız, otların büyüdüğünü işiteceksiniz. Bekleyin, acele etmeyin, bir gün kendiliğinden olacak bu.
Ne olacak, hayat hiç yakamı bırakmıyor.
İyi ya, daha ne istersin?
İyi mi? Evet hep yüzümü okşasa iyi. Nasıl yaramaz çocuklar okulda kendi halinde bir insanı rahat bırakmazsa, nasıl onu habersizden çimdikler, yüzüne gözüne kum atarlarsa hayat da beni öyle üzüyor... Bittim artık.