Nietzsche olsa şöyle derdi her halde: Söylediğim son sözü beğendi insanlar; beğendiler ki başlarını salladılar! Benim son sözümse şu oldu: Ormanlara gitmek! Anlamıştım çünkü: Yalan ya da saçma olacaktı benim son sözüm...
O yüzden Nietzsche gibi konuşmadım, yalnız kalkıp ormanlara gittim.
Hayatımda epey yer dolaştım, alıklaştım artık, soldum kurudum. Ama ihtiyarların o sakat inancı yok bende, neysem oyum, bilgeleşmedim ben; günün birinde bilge olacağımı da hiç sanmıyorum. Bir çöküntü işaretidir bu. Ben Tanrıya yaşadığım hayat için şükrediyorsam, yaşlanmakla daha da olgunlaştığımdan değil, yaşamaktan daima sürekli bir haz duydum da ondan. Yaşlanmak bir olgunluk vermez insana; yaşlanmak insanı sadece ihtiyarlatır, o kadar!
Kasabaya işte yine para akmıştı: Köylünün biri kasabaya inmiş, ineğini satmış, aldığı paraları olduğu gibi harcamıştı. Herkes görmüştü bunu; hatta kasabanın üç avukatı görmüştü, hatta kasabanın üç küçük gazetesi görmüştü. Piyasadaki para çoğalmıştı, kasaba kısır alış verişlerle geçinip gidiyordu.