Biz yaşam amacımızı unuttuk! Evet bunu üzülerek söylüyorum. Hangimiz ne için yaşadığının farkında? Bir telaşa kapıldık gidiyoruz. Kendi sesimizi duymuyoruz. Duyduğumuz sesler çok farklı; dinlediğimiz müziği duyuyoruz, izlediğimiz vahşet haberlerini duyuyoruz, şehrin gürültüsünü duyuyoruz, arkadaşımızın ya da ailemizin anlattığı,yakındığı şikayetlerini duyuyoruz... Bu liste uzayıp gider. Ama biz bir tek şeyi duymuyoruz, duy beni diye bağıran kendimizi duymuyoruz kendimize ses vermiyoruz. İçimizdeki asıl bene hep kulak tıklıyoruz. İşte bir kere samimi şekilde gerekse kendini eleştirerek içe asıl sana bir yönelsen yaşama amacının ne için yaşadığının farkına varacaksın. Kaçıp bahanelere sığınarak etrafı suçlayarak devamlı şikayet halinde yaşamakta senin elinde, asıl seni fark edip hayata yön verip huzurlu yaşamakta senin elinde... Bu hayatta hiç kimse bize kötülük yapmıyor biz sadece düşüncemizin ekmeğini yiyoruz. Ne demiş Mevlana: " Gül düşünürsen,gülistanlık olursun. Diken düşünürsen, dikenlik olursun." Her şey bizde ve düşüncemizde başlayıp bitiyor.
Sema Okumuş
Etrafıma bakıyorum, insanları gözlemliyorum ve hemen hemen her sorunun kaynağının aynı yere vardığını görüyorum. Herkes bir birinden şikayetçi, herkes biri tarafından mağdur edilmiş... Haklı haksız arama peşinde. Hep başkalarının kusurunu eleştirme peşinde. Ama bir şeyi fark etmiyoruz ya da unutuyoruz bu hayattaki herşey bizim bir yansımamız karşımıza çıkan iyi ya da kötü tüm insalar bize birer ayna. Aynanın görevi nedir? Bize bizde olanı yansıtmak değil midir? İşte o eleştirdiğin, suçladığın yeri geldiğinde hakaret ettiğin tüm insanlar varya işte hepsi sana sende olanı gösteriyor, sana aynalık yapıyor... Lütfen özüne dön bir bak kendine bir bak o eleştirdiğin her şeyin aslında sen olduğunu fark et ve kendin için bir adım at. Biraz sakinleş hayatı sakince eleştirmeden izle her şeyi fark edeceksin aslında her eleştirdiğin şeyin sende olduğunu, biliyorum bilincin bunu ilk başta kabul etmeyecek inkar edecek çünkü insanın tüm oklarını devamlı karşı tarafa çevirirken yapması gereken şey kolaydı ama o okları bir anda kendine çevirince iş çok farklı olacak. Ama sonu huzur ve mutluluk olacak...
Sema Okumuş
Birine yönelik her olumsuz düşünce, eleştiri veya suçlama, aslında tüm bunları yapan kişide vardır. Kendisinin yapmadığını bir başkasına suçlama olarak söyleyemez.
Çok zaman önceydi... O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyordu hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı; Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı. Ama işin ilginç tarafı, tüm pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan ziyan etti bugününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bugün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günün değerini bilemedi... Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı. Ama bugünü hiç yaşayamadı, ne yarın ne dün!
İşte o musalla taşına uzanmadan önce, insanların kalplerini kazanmak gerek... Ne mutlu bunu başarabilenlere, ne mutlu "Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için / Dost' un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim..." diyebilen, Yunus' un yolunda gidebilenlere.