Mutluluk asla dışımızdan gelmez.
Mutluluğunuzu alıp başka birisinin ellerine bırakacak olursanız er geç kıracaktır. Mutluluğunuzu başka birisine verirseniz alıp götürebilir. Çünkü mutluluk yalnızca sizin içinizden gelebilir ve sevginizin sonucudur. Mutluluğunuzdan siz sorumlusunuz. Başka birisini hiçbir zaman kendi mutluluğumuzdan sorumlu kılamayız. Ama evlenirken ilk yaptığımız yüzükleri birbirimizin parmağına takmaktır. Onun sizi, sizin onu mutlu kılacağınız beklentisiyle yıldızlarımızı birbirimizin eline veririz. Birisini ne kadar çok severseniz sevin onun olmasını istediği kişi olmayacaksınız.
Farkındalık sayesinde anne babamız, çocuklarımız, dostlarımız, eşimiz, hatta kendimizle ilişkilerin neden yürümediğini kolayca anlayabiliriz. Kendimizle ilişkimiz neden sorunludur? Çünkü yaralıyız, baş edemediğimiz duygusal zehirle doluyuz. Bunun da nedeni gerçek dışı, varolmayan ve zihnimizde haksızlık olarak algıladığımız bir kusursuzluk imgesi ile büyümüş olmamız.
Kimi zaman içinizdeki küçük çocuk, iki üç yaşında kalmış olan gerçek siz dışarı çıkar. Anı yaşar eğlenirsiniz. Ama sizi geriye doğru çeken bir şey vardır. İçinizde bir şey bu kadar eğlenmeyi hak etmediğini hisseder. Bir ses mutluluğunuzun gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu söyler. Mutluluğun hakkınız olmadığını. Duygusal bedeninizdeki bütün suçluluk, duygusal zehir sizi geriye, dramların dünyasına çeker.
Bedensel olarak hastalandığınız ya da yaralandığınızda kendinizi suçlamaz, suçluluk da hissetmezsiniz. O halde duygusal bedeniniz hasta olduğu için kendinizi neden kötü ya da suçlu hissedesiniz ki?