İnsanın sevdiklerine, canının en içlerine kırılması o kadar kötü ki… onları hala çok seviyorsun, üzülseler onlardan daha çok üzülüyorsun ama bir şeyler hep eksik. O eski sevginin, eski canlılığın esamesi okunmuyor. Ve o eksiklik o kadar kötü hissettiriyor ki, seviyorum ama bu his neden, seviyorum ama bu içimdeki boşluk neden diye diye kendini yiyip bitiyorsun..
Yoruluyorum ben de herkes gibi… insanları kendim gibi sanmaktan, kötü insanların da var olduğu gerçeğini zor kabullenmekten, başıma gelen şeylerin sebebi olmasam da yaşamam gerektiğiyse yaşanması gerektiğinden, iyi kalpli olup herkesin iyiliğini isterken bunca kötülüklerle karşılaşmaktan, her seferinde umutlanıp ayağa kalkarken umudumu kıracak şeylerle savaş halinde olmaktan, aklımı kalbimin, kalbimi de aklımın olduğu noktaya getirememekten, çabalarımın sonunda hüsrana uğramaktan, ve tüm bunlarla tek başıma, yalnız başıma (çevremde ne kadar kişi olsa da) mücadele etmekten, anlaşılamamaktan, anlatıp anlatıp bi yere varamamaktan.
Ama en sonunda, en nihayetinde Rabb’imin beni bırakmayaşından da öyle mesudum ki…