Beklerken bizi toprak
Hüner uyanık kalmak
Bilmez de uyur ahmak
Sanır ki rüya güzel
İnsanlar hep yanılmış
Cüceler dev sanılmış
Oysaki inanılmış
Her büyük dava güzel
Ne vardı yaşamak ağır bir yük olmasaydı
Aksaydı ömrümüze mutluluğun çeşmeleri
Öyle bir zaman başlasaydı hazdan, sevinçten
Pırıl pırıl bir ay lambamız olsaydı geceleri
Ne vardı bilinmez yarınları düşünmeseydik
Yaşasaydık seninle her günü uzun uzun
Yalanlardan, iki yüzlü dostlardan uzak
Bulutlar şahidi olsaydı var olduğumuzun
Sen yalnızlığın acısını bilir misin
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevdiğinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü
Yanan başını
Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
Sen her gün bin defa öldün mü
Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğun koynuna bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven adsız bir kahramandır
Unutma ki
İnsan; sevdiği ve sevildiği kadar insandır
Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda, tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Eskimiş bir gömlek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyunca yürümekten
Elin, ayağın, kalbin yoruldu mu