Seçim Yapabilen Bir "Canavar" mı, Yoksa Programlanmış Bir "İyi" mi?
Bazı kitaplar sadece hikaye anlatmaz; zihninizin duvarlarına sert çarparak sizi sarsar. Anthony Burgess’in kült eseri Otomatik Portakal tam olarak böyle bir deneyim. Kitap, "Alex" adındaki antisosyal ve şiddet eğilimli bir karakterin gözünden, kötülüğün en saf ve korkutucu halini anlatırken, okuru hiç beklemediği bir noktadan yakalıyor: Suçluya karşı duyulan tuhaf bir sempati.
Anlatımı o kadar akıcı ve kullandığı argo dil o kadar doğal ki, Alex’in dehşet verici eylemlerini okurken bile kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Burgess, keskin zekasıyla "İyilik içten gelmelidir; bir insan seçemezse insanlıktan çıkar" diyerek felsefi bir tartışmanın fitilini ateşliyor. Devlet eliyle "iyi" olmaya zorlanan bir insanın, artık bir insan mı yoksa kurmalı bir oyuncak mı olduğu sorusu, kitabın en sarsıcı mesajı.
Okurken hem ürperdiğim hem de her satırından büyük keyif aldığım bu yolculuk, karakterin başına gelenlerle kurduğumuz empati sayesinde farklı bir boyuta taşınıyor. Şiddetin duygusunu okuyucuyu hırpalamadan ama tüm gerçekliğiyle hissettiren bu eseri herkese tavsiye ediyorum.
Değerlendirmem:
Puan: 5/5
Yetişkin İçerik: 2/5 (Konu itibarıyla rahatsız edici olsa da anlatım ustalıkla dengelenmiş.)
Kitabı böylesine etkilenerek bitirdikten sonra, Stanley Kubrick imzalı o meşhur filmi izlemek için sabırsızlanıyorum. Sayfalardaki o kaotik atmosferin beyaz perdeye nasıl yansıdığını görmek, Alex’in dünyasına bir de görsel olarak tanıklık etmek sanırım bu deneyimi tamamlayacak.
Anthony Burgess
Konusu,olarak beni baya heyecanlandırmıştı aslında ama okudukça hayal kırıklığına uğradım. Murat Menteş gibi bir yazara açıkçası pek yakıştıramadım çok zorlandım bitirmek için üstün bir çaba gösterdim okur tıkanıklığına soktu resmen.
Olay örgüsüne girmekte zorlandım; hikâye beni içine çekmek yerine sürekli dışarıda bıraktı. Bunun üzerine yoğun küfür ve argo kullanımı da eklenince, metin bir süre sonra yorucu bir hâl aldı. Anlatımın enerjik olması gerekirken, tam tersine dikkat dağıtan bir unsura dönüştüğünü düşündüm.
En çok da şunu merak ettim: Bu kitabı beğenenler tam olarak nesinden etkilendi? Çünkü bende bıraktığı iz, güçlü bir hikâyeden çok, kaçırılmış bir potansiyel hissi oldu.
Konusu,olarak beni baya heyecanlandırmıştı aslında ama okudukça hayal kırıklığına uğradım. Murat Menteş gibi bir yazara açıkçası pek yakıştıramadım çok zorlandım bitirmek için üstün bir çaba gösterdim okur tıkanıklığına soktu resmen.
Olay örgüsüne girmekte zorlandım; hikâye beni içine çekmek yerine sürekli dışarıda bıraktı. Bunun üzerine yoğun küfür ve argo kullanımı da eklenince, metin bir süre sonra yorucu bir hâl aldı. Anlatımın enerjik olması gerekirken, tam tersine dikkat dağıtan bir unsura dönüştüğünü düşündüm.
En çok da şunu merak ettim: Bu kitabı beğenenler tam olarak nesinden etkilendi? Çünkü bende bıraktığı iz, güçlü bir hikâyeden çok, kaçırılmış bir potansiyel hissi oldu.
“Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili”
Sezai Karakoç