Her işimiz ters gittiği zaman, ruhumuzun karşı koyuşu ve değeri olup olmadığını denememiz ne mutlu şeydir! İnsan; görünmez, sonsuz kuvveti olan bir düşmanın -buna bazıları tanrı, bazıları şeytan der- bizi yıkmak için saldırdığını, fakat bizim ayakta durduğumuzu sanır. Böylece de dıştan yenilmiş olsak bile, içten her yenişimizde gurur ve sevinç duyarız. dış mutsuzluk, daha güç bir mutluluk halini alır.
Bir akşam zorba bana demişti ki:
"Bir gece, karlı bir makedonya dağında korkunç bir rüzgar çıktı; içine dalmış olduğum kulübeyi sallıyor, yıkmak istiyordu ama ben onu iyice sağlamlaştırdım, yanan ocağın önünde yalnız başıma oturuyor, gülerek rüzgarı kışkırtıyor ve diyordum ki: "Kulübeme girmeyeceksin, sana kapıyı açmayacağım, ocağımı söndürmeyecek, beni yıkamayacaksın!"
...deniz kıyısında hızlı hızlı yürüyor, ben de görünmeyen düşmanla konuşarak bağırıyordum:
'Ruhuma girmeyeceksin, sana kapıyı açmıyorum, ocağımı söndürmeyecek, beni yıkamayacaksın!'
Çocukça hayaller ama, vah o insana ki, bunları duyunca güler! "Dostluk Derneği" üyelerinin, birer doktor, avukat, tüccar, politikacı, birer gazeteci olduğunu gördüğüm zaman yüreğim burkuluyordu. Anlaşılan, bu toprağın iklimi çok sert olup değerli tohumlar filiz atmadan papatya ve ısırganlar arasında boğuluyorlar. Ama, öyle görüyorum ki, ben hala akıllanmadım; çok şükür Tanrı'ya, şu anda bile Don Quijote benzeri seferlere hazırım!
Ama o zaman kanım kaynıyordu patron; düşünecek kafa nerede bende? Tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. Dişsiz olduğun zaman: 'Ayıp çocuklar, ısırmayın! demek kolaydır. Ama, otuz dişin olunca... İnsan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer.