Bazı yollar varılmak için değil , var edilmek için vardır...
Kimi yollar ayakla , kimi yollar kalple yürünür;
Zira asıl olan, yolda neye dönüştüğündür...
Bazen en çılgın, en imkansız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz...
Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş kadere yazılmış, var olmaması, gerçekleşmemesi imkansız bir şey gibi kabul edersiniz!
Belki burada başka bir şeyler, önsezilerin bir bileşimi, olağandışı bir irade, kendi hayal gücüyle kendini zehirleme veya buna benzer şeyler söz konusudur... tam bilemiyorum ama o akşam bir mucize yaşadım...
...Benim kaderime gelince, o da bütün bunlara bağlıydı biliyorum ama , hemen hemen hiç dert etmiyordum.Tuhaf bir haldeyim doğrusu: Cebimde hepi topu yirmi frederik vardı; vatanımdan uzakta, yersiz yurtsuz, yaşamını sürdürecek imkanlardan yoksun, umutsuzdum ve bir planım da yoktu ve...bunlar yüzünden hiç tasarlanmıyordum!
Polina olmasa kendimi yaklaşan sonun komikliğine olduğu gibi bırakır, gırtlağımı paralarcasına kahkahalar atarak gülerdim.
Fakat Polina kafamı kurcalıyor; kaderinin belirleneceğini de seziyorum, fakat itiraf edeyim ki beni huzursuz eden kaderi değil.
Onun bütün sırlarını öğrenmek istiyorum; bana, "Seni Seviyorum" demesini isterdim, eğer bu çılgın umut gerçekleşmeyecekse ...
isteyecek başka neyim var?
Ne istediğimi biliyor muyum? Kendimi kaybetmiş gibiyim; tek istediğim sonsuza dek, daima, bütün ömrümce onun yanında olmak , onun ışığıyla, onun halesiyle aydınlanmak.
Ondan ötesini bilmiyorum!
Ondan kaçabilir miyim hiç?
....
-Alman idolüne tapmaktansa, bütün ömrümce bir Kırgız çadırında göçebe yaşamı sürmeyi yeğlerim!- diye bağırdım.
-Ne idolüymüş o? - diye bağırdı general, artık cidden öfkelenmeye başlıyordu.
- Almanların birikim yapma yöntemi. Uzun zamandır burada değildim belki, fakat Tatar damarımı kabartacak kadar gözlem yapmaya ve bunları doğrulamaya fırsat buldum.
Yemin ederim böyle erdem istemem! Dün etrafta on verst kadar dolaştım. Herşey Almanların o resimli, küçük, didaktik risalelerindeki gibiydi: Burada her evin korkunç derecede erdemli ve olağanüstü namuslu bir vater'i ( baba) vardır. O kadar namuslu ki yanına yaklaşmaya korkarsınız.
İnsanın yanına yaklaşmaya korktuğu namuslu adamlara hiç katlanamam...
....
Neyse buradaki her aile vater'in itaatkâr kölesi. Ailenin bütün fertleri öküzler gibi çalışıyor, Yahudiler gibi para biriktiriyor..
Diyelim ki baba ileride bir iş kursun veya bir miktar toprak alabilsin diye büyük oğluna belli bir miktar gulden ayırdı, sırf bu yüzden kızına drahoma vermez ve kızcağız evde kalır. Küçük oğlanı da köle veya asker olarak satarlar ve parayı da ana sermayeye katarlar.
Gerçekten burada böyle yapıyorlar, araştırdım bile. Bütün bunların nedeni de namus; öyle ki satılan küçük oğlan sırf namus uğruna satıldığına yürekten inanıyor...
İşte ideal dedikleri budur, kurbanın ölüme götürülürken bile sevinmesi.
.....
... sonra kendi bakış açılarından bütün dünyayı yargılamaya ve suçluları, yani onlardan biraz olsun farklıları cezalandırmaya başlarlar..
İşte böyle efendim: ben Rus usulünce serserilik etmeyi veya ruletten servet kazanmayı tercih ederim. Beş kuşak sonra Hoppe ve ortakları olmak istemiyorum.
Kendim için paraya ihtiyacım var ve kendimi herhangi birinin sermayesinin vazgeçilmez parçası gibi hissetmiyorum.
Bir sürü şey uydurduğumun
Başta her şey çirkin, yani manen çirkin ve iğrenç göründü. Masaların etrafına çevirmiş onlarca hatta yüzlerce hırs ve kaygı dolu yüzden hiç bahsetmeyeceğim. Kısa sürede mümkün olduğunca para kazanma isteğini iğrenç bulmuyorum kesinlikle; " ne de olsa küçük bir miktarla oynadıklarını" söyleyenlere, hırsın küçüklüğünü gösterdiği için bunun daha kötü olduğu cevabını veren iyice semirmiş, hâli vakti yerinde ahlakçının düşüncesi de bana hep aptalca gelmiştir.
Hırsın küçüklüğünü ya da büyüklüğü önemli sanki..
İzafi bir mesele bu ...
Zahmetsiz kazancın ve menfaatin iğrenç olup olmadığıysa başlı başına bir sorun...