Bazı yollar varılmak için değil , var edilmek için vardır...
Kimi yollar ayakla , kimi yollar kalple yürünür;
Zira asıl olan, yolda neye dönüştüğündür...
Ahlak, insanlar arasındaki ilişkilerde bir takım davranış kurallarına işaret etmekten çok, belki Bu temel alanın farkındalığı ile ahlaki şahsiyetin inşasına vurgu yapar. Kültürümüzde ahlak, yaratılışın esasında var olan metafizik ilke ile insan kişiliğinin temel cevheri konumundaki gönül arasında ahenge, dıştan kendini kabul ettirmeye çalışan yönlendirici buyruklardan çok gönlün safiyetinden kaynaklanan "ihlaslı" yönelişlere dalalet eder.
Bu yüzden ahlak, insanın en kutsal seviyede, hayata, kendine ve Aşkın'a verdiği anlamlara açılır. Başka bir ifadeyle ahlak, insanın kendisinden hareketle Mutlak'a doğru kendisini açma hareketine, kendisinin ilahi huzurda oluşunu fark edişine işaret eder.
Kendi içimizde başlayan yolculuk, sınırımızı görüp bir tür kendisini içten kavrayarak geri dönüşe ve ilahiye yönelişe evrilir...
Bu süreçte kişi iki alanla karşılaşır. İlkin aşkın öğe, yani sorumluluğunu yaşadığı ödevler, değerler, normlar şeklinde tezahür eden alanla karşılaşır. İçkin öğe ise kişinin kendisidir. Kişi, kendisini içten kavrayarak, yani neyi, niçin yaptığını bilen haline dönüşerek kendisini gerçekleştirir.
Bu iki aşamada kişi, hem aynının hem de başkasının yeri; edilgenliğin ve etkenliğin yeridir. O, hem Bir' in hem de çok 'un yeridir. Başka bir açıdan kişiliğin asıl vatanı hem tanrı hem de insan olur.
Kişi kendine kapalı kalmaksızın insanlar arası ilişkilerle; değerlerle bütünleşmek istediği oranda şahsiyet kazanır. Bu bütünleşmede yöneliş ve mesafe ortadan kalkar; özdeşlik kazanılır. Bu duruma kültürümüzün ifadesiyle vuslat denir. Vuslatta ahlaki fail daima yöneliş halindedir ve bu yönelişin kendisi çok değerlidir.
Ahlak,"insan olmanın" ne demek olduğunu kavramış; nasıl yaşayacağımızın bilgisini içselleştirmiş; insanlara inanç, güven ve çalışma azmi veren, onları harekete getirip ruhlarını dirilten üstadlardan; ahlak erlerinden öğrenilir.
Bu yüzden ahlakı öğreneceğimiz yer, onu tahakkuk ettiren , gerçekleştiren yaşayan örneklerdir.
Kendi içimizde başlayan yolculuk, sınırımızı görüp, bir tür kendisini içten kavrayarak geri dönüşe ve İlahi olana yönelişe evrilir. Bu süreçte kişi iki alanla karşılaşır. İlkin aşkın öğe, yani sorumluluğunu yaşadığı ödevler, değerler, normlar şeklinde tezahür eden alanla karşılaşır. İçkin öğe ise kişinin kendisidir. Kişi kendisini içten kavrayarak yani neyi, niçin yaptığını bilen haline dönüşerek kendisini gerçekleştirir.
Hikâyet şikâyettir. Hep hüzün bu hikâye. Hep öyle başlayıp böyle bitmenin şaşkınlığı. Garip ki debdebeye ve nizamsızlığa devrilirken biz, büyük fetihlerin izleri hala kırışık alınlarımızdan okunuyordu. Ve öyle geliyor ki, bozulma baştan başlıyordu...
Yazı, kalpten çıkan ve bilek üzerinde ikiye ayrılan bir damarın taşıyabileceği kadar ruhtu çünkü.
Yazı, okunmadan evvel dahi, kimliği, dokunulabilir bir yanı ve söyleyecekleri vardı...