Bu kitabı yangınların söndürülemediği hatta daha çok arttığı, tam bir yer söndü diye sevinirken başka bir ormanlık alanda yangın çıktı haberlerinin olduğu şu zamanlarda okudum. Çaresizliği o kadar hissediyorum ki kitabı hissetmemek mümkün değil. Olanlara karşı eli kolu bağlı kalmak, bağışla ya da paylaşım yapmakla yetinememek ülkem için vatanım için daha çok şey yapmak istemek… Bunların hepsini öyle hissettim ki lafta değil rüyalarım yangınlarla bağdaştı, cümlelerim günlük rutinim yangın konuları üzerine kuruldu. Tam bir çaresizlik örneği işte. Vatanım yanıyor vatanım.. peki ben ne yapıyorum??
Kitapta da yoksulluk ve açlık öyle had safhada ki insanlar kendi öz evlatlarını yeme durumuna geliyor. Zaten bu leşlik seviyesine gelmeyi istemeyen bir çift ile başlıyor ‘dans vebası’. Anne kendi öz evladını zamanı gelince yemek istemediği için ve artık doyuramadığı için kireç dolu bir suyun içine boğulmak üzere bırakıyor. Daha sonra eşinin yanına döndüğünde olayı anlattığı gibi ancak ölümüne kadar dans etmeye başlıyor. Bu bebeğini ölüme götürürken ki bir hadise özellikle dikkatimi çekti. Kendi bebeğini ölüme götürüyor ancak ışıktan onu korumak için alnına elini koyuyor, sese karşı ürperen yavrusunun kulaklarını kapatıyor… Bu çaresizlik içinde bu sevgi bu nahiflik bu ayrıntı çok hoşuma gitti.
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma