Senaa

Puan vermedi·128 syf.··
2025 3. kitabı
İlk başlarda sıradan bir kitap olduğunu düşünüyordum fakat okumaya devam ettikçe yanıldığımı anladım . Basit bir konuyu anlatan bir tiyatro eseri olarak gördüğüm bu kitap aslında bir insanın değer verdiği tüm anılarının yok oluşunu, bunca anlam verdiği anılarının istemese de eninde sonunda anlamsız ve hiç yaşanmamış gibi olacağını anlatan akıcı bir kitap. Baş karakter diyebileceğimiz , vişne bahçesinin sahibi Andreyevna kendi mutluluğu dışında herkesin mutluluğunu düşünen, gerçeklerden sürekli kaçan onunla yüzleşmek istemeyen iyi kalpli bir kadındır . Lapohin , iyi karakterli bir tüccardır fakat köylü olduğu için kendini küçük hisseder. Bu aşağılık kompleksinden kurtulamaz. Aynı zamanda mutluluğun peşindedir ve mutsuz ve boş bir hayat yaşadığını kabul eder . Trofimov , en sevdiğim karakter oldu . Yaşamı boyunca öğrenci kalmıştır ve kalacağa da benziyordur . Kimsenin onun hakkındaki düşüncelerini umursamaz. Onun için önemli olan kendi ideallerine göre yaşadığı anlamlı ve sade bir hayattır. Vişne bahçesi aslında Andreyevna ' nın yaşadığı tüm mutlu mutsuz anılarını yani onu var eden herşeyi temsil eder. Onun satılması ve yıkılması ise doğal olarak kendi yaşadıklarının da anlamını yitirmesine neden olur . Okurken fark ettiğim bir diğer şey karakterler arasındaki iletişim problemiydi . Bir konu hakkında konuşulurken bir anda o konu yarıda bırakılıp bir başka konuya geçiliyor o konu hiç önemsenmiyordu . Herkes farklı telden çalıyordu . Ben kitabı karakterlerin duygu durumunu dikkate alarak sesli okudum . Çok güzel bir duygu . Karakterleri bu sayede daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum .
Vişne BahçesiAnton Çehov · Koridor Yayıncılık · 202121,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.··
2025 2. kitabı
Cengiz Aytmatov diğer kitaplarında bir deve üzerinde dostunun ölüsünü gömmeye giden bir adamın sadece o yol boyunca geçmişi hatırlaması ile bize harika bir roman verdi, küçük bir çocuğun hayatından kesitler verip 2 geyik ile bize neler neler anlattı, biri ana olmak üzere 3 5 karakter ile topsuz tufeksiz bize savaşı tüm dehşeti ile yaşattı. İnkar edebilir miyiz, hayır. Şimdi de bu kitabında zamanında ünlü bir yorga at olan Gülsarı'nın can vermek üzere iki adım ileri gidemeyecek kadar halsiz kalıp çöktüğü bir yokuşta, bir zamanlar sahibi olan Tanabay'ın geçmişi gözünün önüne getirmesiyle bizi bizden alıyor. Bu okuduğum beşinci Aytmatov kitabı ve Dostoyevski küsmeyecekse benim bundan sonra favori yazarımdır kendisi. Bu kitap akıcı, sade, çetrefilsiz bir dil ile okuyucuya kolay bir okuma imkanı sağlıyor. Hiç yormadan bir çırpıda bitiverecek hissi uyandırıyor insanda. Okurken bir çobanın hayatını baştan sona yaşıyorsunuz. Bir çoban nasıl olur, nasıl yaşar, nasıl uyur, nasıl gezer, at ile koyun ile nasıl başa çıkar, onları nasıl anlar, bunları zorluğuyla kolaylığıyla görüyor hatta dediğim gibi sadece görmüyor yaşıyorsunuz. Ve pek tabi komünist düzendeki o dönem yöneticilerine kızıyor, Gülsarı'nın nadide duygularına eşlik ediyorsunuz. Gülsarı demişken, bir atın duyguları olur muymuş olurmuş bunu gözyaşları ile okudum. Fazla detay vermeceksem bir şeyden bahsetmek istiyorum hatta o sayfayı herkes okusun istiyorum. Gülsarı'nın ilk kez yılkıdan ayrıldığı sırtına eyer vurulduğu günün akşamında arkadaşı ile geçen bir bölümü vardı sanırım kalbimi orada bıraktım. Oyun oynamayı çok seven Gülsarı'nın hep oynadığı bir kısrak, Gülsarı' ya eyer vurulup yılkıdan uzaklaştırıldığında onun yanına gelip boynuna dokunuyor ama Gülsarı ona cevap veremiyor dönüp onunla gidemiyor gözleri dolan
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,2bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2025 1. kitabı
Doğumum esnasında gördüklerimi hatırlayabildiğimi yıllarca iddia ettim" diye başlıyor hikayesine bir karakter ilintileyen Mişima. Karakter üzerinden bir otobiyografi sunuyor bize ama okur onun Mişima'nın yansısı olduğunu hemen kabulleniyor. Bu otobiyografik hafızadan kaynaklı olduğunu düşündüğüm gelişim sürecinde (çünkü çok erken yaşta farkındalığa erişiyor karakter) dört beş yaşındaki bir çocuk farklı cinsel eğilimlerin ve farklı dürtülerin izlerini sürüyor.İlerleyen yaşlarda dinlediği masallarda gördüğü ikonlarda resimlerde kan ve vahşet sahnelerini yaşatıyor zihninde. Örneğin çöküş dönemi Roma imparatoru Elagabalus'ta benzeri umutlar keşfettiğini ifade ediyor.Bu imparatorun 14 yaşında tahta çıkması bazen kadın kıyafetleri giyip bazen erkeklere meyletmesi, büyükanne ve annesine düşkünlüğü ve sonunda genç yaşta ölümü ile benzerlik ve umut sözcükleri ürpertici bir hale dönüşüyor. Maske metaforunda gerçek ve mecaz iç içe giriyor gerçek kılıflar buluyor Mişima'nın özdeş karakteri. Erkekler içinde erkek olmaya zorluyor kendini, erkekler gibi kadınlardan zevk almanın öykünmelerini deneyimliyor. Bu kısımlarda müthiş bir empati yaptırıyor okura.Bir yere ait değil,ruhu apayrı bir alemde ama oralı davranmak zorunda üstelik bu davranışının çok samimi olduğunu hissettiriyor, çırpınıyor bir kadına tutunuyor, kendi cinsinden uzaklaşmak istiyor bu kadını gerçekten seviyor ama vardığı noktada sevgi ile cinselliğin ayrımında kalakalıyor. Okur çırpınmanın farkında, kızamıyor anlamak istiyor, üstelik kan saçan ölüm tahayüllerine dahi tahammül sergiliyor. Okurun karşısında bir ergen büyüyor çarpık ürkek can acıtıcı her defasında maskesine sığınmak zorunda kalan bir ergen... Mişima özdeşine bunları yaşatırken ülke de can çekişiyor ikinci dünya savaşı, savaşın dokunduğu yerler kan
Bir Maskenin İtiraflarıYukio Mişima · Can Yayınları · 20171,344 okunma