sena

Mevlânâ, “Ey can bülbülü, bu kafesin içinde ne zamana dek bu yalnızlıkta tek kalacaksın?”
Sayfa 30·Kitabı okudu
Reklam
Düşünün bir kez, insandan kalbi çıkardığınızda geriye ne kalır?
Sayfa 26·Kitabı okudu
Artık kalp, medeniyetin merkezindeki hükümdar; benzeyişleri ve benzetilişleri olan bir efendiydi. Kâşâneleri yeri söz gelimi veya virâneler... Siz deyin saray, ben diyeyim yuva. Kâbeʼydi veya Hira. Beden ve can, iman ve günah. Sonunda kutsal da, bayağı da; mümin de kafir de ona iltica etti. Hem somut hem soyuttu; hem eril hem dişil.. Bazen dindir o ve imandır, bazen erkek ve kadın...
Sayfa 26·Kitabı okudu
“İnsanların kalbine kötü şeyler fısıldayan sinsi ve vesveseci” (Kurʼânı - ı Kerim, Mücâdele,19) iş başındaydı artık. Onları cennetten kovdurmakla kalmadı, kalplerine beyaz olanla birlikte siyah olanı da tanıtıp cazip gösterdi. Aşk gibi masum bir duyguyu kullanarak üstelik.. Önce Kâbil Hâbilʼi öldürdü kalbine uyarak ve ardından zulmün kapıları açıldı. İyilik, güzellik ve erdem hamurundan yoğrulan kalp, kötülük, çirkinlik ve zalimliğin tadını hissetti.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Kutlu Nebî kalbin bu değişkenliğini anlatırken ısrarla kuş vurgusu yapmıştı: “Kalpler her saat yer ve şekil değiştirme konusunda kuşlara benzer.” ve “ Kalp, çölde bulunup rüzgârın alt üst ederek çevirdiği kuş tüyü gibidir.”
Sayfa 23·Kitabı okudu
Reklam