Kalbin iki yüzü vardır; biriyle Hakkʼa diğeriyle halka bakar. Yerlere ve göklere sığmayan Allah oraya sığar. O bir yoldur, yolculuktur. Aşkların, çilelerin, hasretlerin yolu ve yolculuğu... Hep dışarıya doğru, hep gözün gördüğüne erişmek isteyen insanın gözlerini içeriye çevirip kendine doğru yapması gereken nice yolculukları vardır. Bunun için bir aramanın ve arayışın da merkezidir. Birinde unuttuğunuz veya birinden istediğimiz bir kalbi aramaktan söz etmiyorum, kalbin kendini aramaktır maksat. İnsanın kendisinde saklı olanın izini sürmesi..
Kalp işte.. Sevmek ve sevilmek istemesi asla şımarıklığından değil, damarlarında ki asil kandan. Akıl ile çatışıp durması geçimsizliğinden değil, bilakis hilesiz, hakikatli ve hasbî oluşundan. Uzmanlar en iyi yaptığı işi unutmamak olduğunu bildiriyorlar; lakin bir beyni de yok. Eşyanın hakikatini, perdenin ardını, gizlinin içindekini görüyor ama bir gözden de mahrum. Buna rağmen gözsüzlere göz o, kulaksızlara kulak o ve dilsizlere dil o. Kelimesiz ve hecesiz konuşan; sessiz ve sözsüz işiten..
“ Dikkat edin, vücutta bir et parçası vardır, eğer o iyi olursa vücudun tümü iyi olur; şayet o bozuk olursa vücudun tamamı fena ve bozuk olur. İşte o kalptir.”
(Hadîs-i Şerif, Buhâri, “Îmân”, 39)