Okumadığımız, bilgiye önem vermediğimiz, kelimelerimizi çoğaltıp düşüncemizi genişletmediğimiz için zihin mağazamız iflas etmiş, kapısına kilitler vurulmuş durumda. En eğitimlimiz bile maalesef üniversiteden sonra okumayı bırakıyor ve zihnini sığ bir anlayışa hapsediyor. Bundan daha kötüsü ise kalplerimizin vitrinlerine astığımız iflas ilanları. Kalbimize sevgilerden, dostluklardan gülümsemelerden malzemeler koymadığımız, en yakınlarımıza bile sevdiğimizi söylemeye erindiğimiz için kalp mağazamız iflas ediyor. Oysa acıkan kalp, kibirden arındırılmış sevgi sözleriyle, ilahî yakınlığa yöneltecek hasbî ifadelerle, insanın mayasında en baskın unsur olan sevgi gösyergeleriyle, tebessümle, vefayla, gayretle, teşekkürle, doymak zorundadır.
“İnsan, bütün temel hakikatlere ve erdemlere sahip bile olsa, kalbinin bunları tasdiki olmadan huzura ve mutluluğa erişemez. Çünkü bir insanın kendini gerçekleştirmesi ancak kalbi sayesinde mümkündür.”
İNSAN.. Bütün evren onun için yaratılmış “O [Allah] ki yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı” (Kurʼân-ı Kerim, Bakara, 22) ve her şey emrine verilmiştir. Yani ki insan demek yeryüzü, insan demek evrendeki madde, anâsır-ı erbaa (dört öge: toprak, hava, su, ateş), mevâlid-i selâse(üç çocuk: hayvanlar, bitkiler, cansızlar) ve dahi içlerinde her ne varsa, onlar demektir. Basit bir anlatımla insan küçük bir everendir, evren de büyük bir insan. Sûfîler bunu tam tersinden okuyarak insana âlem-i ekber (büyük evren) deyip insana oranla gerçek âlemi küçük görürler (âlem-i suğra). Demek oluyor ki mikrokozmos, makrokozmosun çekirdeğidir. Onun çekirdeği de kalp. İnsan da ne varsa evrende o vardır veya evrende ne varsa insanlık âleminde o vardır. Bu durum da evrene de bir kalp gerekmez mi? Elbette!