Sena

Hayatla Başa Çıkamamak
Puan vermedi·128 syf.··
2025 22. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 00:00
İnsanlığımı Yitirirken, hayata bir maske takarak ayak uydurmaya çalışan baş karakter Yozo Oba üzerinden, insanın varoluşla kurduğu kırılgan ilişkiyi anlatıyor. Yozo, baştan itibaren “olduğu gibi” var olamayan biri. İnsanlara uyum sağlamak için sürekli bir maske takıyor; şaka yaparak, rol keserek, görünmez olmaya çalışarak hayatta kalmaya çabalıyor. Ancak zamanla bu maskeler onu hayata daha çok bağlamak yerine, tam tersine, nasıl başa çıkacağını bilmediği bir yola sürüklüyor. Beni etkileyen nokta, kitabın her bölümünü tek tek ele almak değil; genel yapısında hayatla uğraşma biçimini gözlemlemek oldu. Yozo’nun başa çıkma çabası yalnızca kendisini değil, temas ettiği diğer hayatları da etkiliyor. Alınan her kararın bir karşılığı olduğunu, her davranışın bir sorumluluğu olduğunu oldukça çıplak bir şekilde gösteren bir kitap benim nezdimde. Bu yüzden metin sadece bireysel bir çöküş hikâyesi değil; aynı zamanda zincirleme bir etki anlatısı. İnsan kendiyle baş edemediğinde, bunun bedelini yalnızca kendisi ödemiyor. Elbette kitabın ağırlığını artıran en önemli unsurlardan biri de anlatının otobiyografik izler taşıması. Osamu Dazai’nin kendi yaşamıyla kurduğu bu yakınlık, metni kurmaca olmaktan çıkarıp sert bir gerçekliğe yaklaştırıyor. Bu gerçekliğin ağırlığı da, kitabı başlı başına hüzünlü ve sarsıcı hâle getiriyor. Sessiz ama derin, rahatsız edici ama dürüst bir metin. Olaylar karşısında insanı hem kızdıran hem de “nasıl ya?” dedirten; empati kurdururken aynı anda elden hiçbir şey gelmediği anları hatırlatan bir kitap.
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Reklam
Kapı
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Hayatın içinde, kendi içlerinde sakinleşmiş, hayattan elini ayağını çekmiş bir çift anlatılıyor. Gösterişsiz, rutin bir hayat sürüyorlar. Eskiden varlıklı oldukları için, şimdi tek dertleri kardeşi okutabilmek. Dışarıdan bakınca neredeyse donuk, monoton bir yaşam… Ama bu sakinliğin içinde güçlü bir bağlılık var. Kitap, bu dinginliği anlatırken bir anda geçmişe açılan bir kapı sunuyor. Karakterlerin nereden geldiklerini, bu bağlılığın hangi süreçlerden süzüldüğünü görüyoruz. Ortak ihanetleri, ortak mutlulukları var. Hayattan soyutlanmışlar ama birbirlerine tutunmuşlar. İlginç olan şu: İnanç kavramının hayatlarında neredeyse hiç yeri yok. Tanrıya, sisteme, büyük fikirlere değil; yalnızca birbirlerine inanıyorlar. Hayatlarındaki tek gerçek bu. Bir “elmanın iki yarısı” gibi değil, tek başına bir elma gibiler. Eksiklikten değil, bütünlükten doğan bir birliktelik bu. İşte beni en çok etkileyen nokta da buydu. Rutin akıp giden hayatın içinde, geçmişteki abi figürü tekrar gündeme geliyor. Abinin bir gün komşuya misafirliğe gelecek olması, tesadüfen bir kırılma ve sorgulama anı yaratıyor. Karakter bu noktada içsel bir yolculuğa çıkıyor. Zen Budizmi’ne olan merakı da burada başlıyor. Kitapta geçen “koan” sorusu özellikle çarpıcı. Mantıkla değil, sezgiyle cevaplanması gereken bir soru. Ve zaten kolay çözülemiyor. Bu arayışta “kapı” metaforu çok önemli. Kitabın adında da geçen bu kapı, bir amaca doğru yürürken neden geçilmediğini sorgulatıyor. Ne geri dönülüyor ne de kapıdan geçiliyor; sadece kapının önünde duruluyor. Bu yönüyle kitap, Japon modernizminin başlangıç döneminde yazılmış olmasına rağmen, günümüz modern insanının sıkışmışlığını çok iyi anlatıyor. Sessiz, monoton, yüklerle dolu bir geçmiş… Ama bütün hissettiğin bir insanla birlikte bu hayatı sürdürmek.
Duygu ve Düşünce
KapıNatsume Soseki · İthaki Yayınları · 202556 okunma