İnsanlığımı Yitirirken, hayata bir maske takarak ayak uydurmaya çalışan baş karakter Yozo Oba üzerinden, insanın varoluşla kurduğu kırılgan ilişkiyi anlatıyor.
Yozo, baştan itibaren “olduğu gibi” var olamayan biri. İnsanlara uyum sağlamak için sürekli bir maske takıyor; şaka yaparak, rol keserek, görünmez olmaya çalışarak hayatta kalmaya çabalıyor. Ancak zamanla bu maskeler onu hayata daha çok bağlamak yerine, tam tersine, nasıl başa çıkacağını bilmediği bir yola sürüklüyor.
Beni etkileyen nokta, kitabın her bölümünü tek tek ele almak değil; genel yapısında hayatla uğraşma biçimini gözlemlemek oldu. Yozo’nun başa çıkma çabası yalnızca kendisini değil, temas ettiği diğer hayatları da etkiliyor. Alınan her kararın bir karşılığı olduğunu, her davranışın bir sorumluluğu olduğunu oldukça çıplak bir şekilde gösteren bir kitap benim nezdimde.
Bu yüzden metin sadece bireysel bir çöküş hikâyesi değil; aynı zamanda zincirleme bir etki anlatısı. İnsan kendiyle baş edemediğinde, bunun bedelini yalnızca kendisi ödemiyor.
Elbette kitabın ağırlığını artıran en önemli unsurlardan biri de anlatının otobiyografik izler taşıması. Osamu Dazai’nin kendi yaşamıyla kurduğu bu yakınlık, metni kurmaca olmaktan çıkarıp sert bir gerçekliğe yaklaştırıyor. Bu gerçekliğin ağırlığı da, kitabı başlı başına hüzünlü ve sarsıcı hâle getiriyor.
Sessiz ama derin, rahatsız edici ama dürüst bir metin. Olaylar karşısında insanı hem kızdıran hem de “nasıl ya?” dedirten; empati kurdururken aynı anda elden hiçbir şey gelmediği anları hatırlatan bir kitap.