Kendimizi anlamak, anlatmak ve anlaşmak için mutlaka bu kavramın geçerliliğini korumalıyız. Korumakla kalmamalı, somut olarak ortaya koymalıyız. Parklara, binalara, caddelere ismini verip klişe haline getirmeden anlamını yaşatmalıyız. Düşünceden eyleme, devletten sokağa, insandan çevreye kadar tutarlı, uyumlu ve hayat veren bir bakışı ancak böyle gerçekleştirebiliriz. Yeni bir medeniyet için mutlaka medeniyet kavramını içselleştirmeli, medeniyetimizin temel ilkelerini, değerlerini ve çerçevesini süzmeliyiz.
Cemil Meriç, “kültür” kelimesinin bizim anlayışımızda bir karşılığının olmadığını söyler: “Batı’nın kültürü var bizim ise irfanımız. Kültür, irfana göre katı ve fakir. İrfan insanı insan yapan vasıfların bütünü, yani hem ilim,hem iman ve hem de edep. Batı kültürün vatanı,Doğu irfanın. Ne Batı’yı tanıyoruz ne Doğu’yu… En az tanıdığınız ise kendimiz.”
Osmanlı’nın yıkılışının başlangıcı olan Tanzimat Fermanı’nda bile Osmanlı’nın gerileme sebebi Şeriatden ayrılmak olarak gösterilir. Bu güçsüzleşmeye çözüm olarak “yenilenmek”gerekiyordu. Fakat biz “kendimiz olarak yenilenmek” yerine “başkasını takip ederek yenileşmek”yolunu tercih ettik.
Yani kendimizi yenilemek yerine, çevremizi, araçları yenilemeyi tercih ettik. Yeni ordular, yeni kurumlar, yeni okullar, yeni usuller oluşturduk, ama onlar “özgün” değildi. Yani “bize ait yeni” değil, “bizim için yeni” şeylerdi.